"Enter"a basıp içeriğe geçin

Adını anmayınca yok olmayan şeyler üzerine…

Benim sesimden dinlemek için: https://youtu.be/VLgVXNG2C9o

Ben bir atıf doktoruyum biliyorsunuz. Atıf nedir, neden yapılır ve neden yapılmaz konusunu senelerdir irdeliyor, söz alabildiğim her yerde kral çıplak diye bağırmayı çok seviyorum. Ben bir oyunbozanım ve bu yazı da bir kral çıplak yazısı. Bu topraklarda işlerin nasıl yürüdüğü üzerinden bir minik Voldemort okuması yapacağım. Ben burada adını andım çünkü adını bile anamadığın düşmanla savaşamazsın :=)

Akademide tuhaf bir refleks var. Bir şeyi/kişiyi/olayı/konuyu anmazsan/görmezsen/hakkında konuşmazsan etkisinin azalacağı düşünülüyor. Ekşi’de buna “azalarak bitmek” diyorlardı bir ara. Yani ölü taklidi yaparsak belki azalarak biter gibi bir inanç, belki de temenni var. Örneklemek gerekirse bir çalışmaya atıf vermezsen sanki o çalışma hiç olmamış gibi davranılabileceği sanılıyor. Bir ismi zikretmezsen o isim görünmez olacakmış gibi. Sokolov buna “the art of ignoring others” demişti. Oysa böyle bir mekanizma yok. Çünkü gözünü kapattığında karşındaki insan kaybolmaz. Sadece sen görmezsin. Bir süre sonra da görme yeteneğin zayıflar. Çünkü bakmamayı öğrenmişsindir. Akademide de olan bu.

Voldemort etkisi

Yerelde bazı güncel ve dünyada yankı uyandırmış çalışmalar sistematik biçimde referans dışında bırakılıyor. Bunun yerine bazen çağlar önce yazılmış ve bugün artık pek de bir şey söylemeyen makaleler, bazen defalarca dolaşıma girmiş ve eskimiş haber başlıkları, bazen ortalama yaşı 15 yılı bulan referans listeleri alanın en güncel tartışmaları gibi sunuluyor. Üreticisi ile çevresindeki birkaç kişi dışında kimsenin gerçekten ilgilenmediği içerikler önerilirken alanın günceldeki konuları tamamen görmezden geliniyor.

İlginç olan tarafıysa bunun tekil olmaması. Aynı boşluklar tekrar ediyor. Aynı isimler yine yok. Aynı çalışmalar yine dışarıda. Buna rağmen konuşma kesilmiyor. Tanımlayıcı sunumlar yapılıyor, grafikler dolaşıyor, kavramlar kullanılıyor. Dışarıdan bakıldığında içerik varmış gibi bir izlenim oluşuyor. Ama asıl kaynak yok. Sürekli tanımlama, sürekli tekrar. Nesilden nesile devredilen üstencil bir jargonla “bu iş böyle yapılmaz” deniyor, ama nasıl yapılacağı asla söylenmiyor.

Hatta bazen daha ileri bir noktaya varıyor. Konuşmanın ana kaynağı olan bir eser çok gerekli ve vazgeçilmezse bile yalnızca “bir çalışma” diye anılıp geçiliyor veya metin içinde gönderme yapılsa bile aa çok büyük talihsizlik kaynakça listesine eklemek unutuluyor (bu yazının başlığı o yüzden Voldemort). Üretilmiş bilgi yarım yamalak da olsa kullanılıyor ama üreticisi görünmüyor. Bu bir dalgınlık değil. Bu bir görme biçimi. Pardon, görmeme biçimi.

Düzen bu. İçeride bir talep var, o yüzden sistem işliyor. Ve kendini yeniden üretmeye devam ediyor.

Illusio

Bunun arkasında daha derin bir alışkanlık var. Bu iş uzun zamandır bir oyuna dönüşmüş durumda. Kuralları yazılı değil ama herkes biliyor. 1001 projemizde akademiyi Bourdieu’nun kavramları üzerinden değerlendiriyoruz. Bunlardan biri de illusio. Oyunun oynanmaya değer olduğuna duyulan inanç. Oyunun içinde kalmayı sağlayan şey. Bu inançla birlikte bazı şeyler kendiliğinden yerli yerine oturuyor. Hızlı konuşmak, yüzeyde kalmak, tartışmayı kontrol etmek avantajlı haline geliyor. Okumak, takip etmek, gerçekten anlamaya çalışmak ise daha yavaş bir yol. Herkes o yolu seçmiyor.

Zamanla görmek emek gerektirdiği için, görmemek daha kolay hale geliyor. Dolayısıyla da kolay olan yayılıyor. Bir noktadan sonra da bu sadece bireysel bir tercih olarak kalmıyor. Ortak bir pratiğe dönüşüyor. Aynı boşluklar tekrar üretiliyor, aynı isimler dışarıda kalıyor, aynı yüzey farklı cümlelerle dolaşıma giriyor.

Biri çıkıp konuşuyor. Herkes dinliyor. Kimse “peki bu anlattıkların neye dayanıyor hoca” diye sormuyor.

Körlük salgını

Muhtemelen COVID döneminde Körlük’u okuyup “ayh ayyynıı, kaynımda da var” diyenleri hatırlıyorsunuzdur. Bu da biraz öyle bir körlük salgını. Bir şeyi görmemek için gözünü kapatabilirsin. Bu dışarıdaki şeyi değiştirmez. Sadece senin gördüğünü değiştirir. Akademide de aynı şey geçerli.

Okumadığın, takip etmediğin, dahil etmediğin her şey senin alanının dışında kalır. Ama alanın kendisi orada büyümeye devam eder. Bir süre sonra fark açılır. Sen aynı referanslarla konuşmaya devam edersin. Dışarıda olan biten başka bir yerde ilerler.

Sonra garip bir şey olur. Sen hâlâ konuşuyorsundur, ama konuştuğun zemin çoktan değişmiştir. Yok sayma çabası bu yüzden ters etki üretir. Ortadan kaldırmak istediğin şeyi kaldıramazsın. Sadece kendi sınırlarını daha belirgin hale getirirsin.

Demem o ki görme yetisi önemlidir yiğenim, öyle kolay vazgeçmen. XOXO.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir