Beni uzun süredir takip ediyorsanız burada ara sıra kişisel tarihime not düştüğüm blog yazıları yazdığımı biliyorsunuz. Mesela bi unvan var. Tarihi 20 Ocak 2021. Poznan’dayım. Türkiye’de herhangi bir kurumla bağlantım kalmamış. Çünkü başından beri 2 yıllık olduğu belli olan projemin ikinci yılında görevlendirme sorunları olmuş. İstifa ettirilmişim. İstifa gerekçemde “özel nedenlerden dolayı” yazılmış. “Tek bir kadromuz bile çok önemli, hiçbiri gözden çıkarılamaz”ın birimin mottosu haline geldiği yıl en kolay gözden çıkarılan benim kadrom olmuş. Sonra püf diye yok olmuşum ortadan. Hiç var olmamışım gibi. Kendisi için başvuru yapmaya üşenen canım dostum o zaman oğlunun boyuna denk dosyalarla sırf benim varlığım için boğuşmasa yazılamayacak bir blog yazısıydı o 2021’deki.
Sonra mesela 2023 Ocak’ta yazmışım Unvan, kadro, sınavlar, kutlamalar vesaire… yazısını. 2021 Kasım Türkiye’ye dönmüşüm. Dönmeden az evvel Türkiye’de işsiz olduğum içün bir ERC StG yazmışım ODTÜ ev sahipliğinde. Olmamış. Sonra uzun süre nerelere gitsem diye düşünmüşüm. Kimse ya bizim bi Zehra vardı ne oldu ona dememiş o dönem. Ölü taklidi yapalım, belki burayı hiç hatırlamaz demişler aksine. Birkaç yerle görüşmüşüm. Hiçbiri içime sinmemiş. Yine canım dostum çıkmış ortaya. Özlük haklarından bahsetmiş, kazanılmış haktan. Yasal haktan. Yapacaklarımızdan. Yapmayı planladıklarımızdan… Ay kadrolarda sıkışma olacak, fiziksel kapasitemiz sınırlı, tüh tüh ne yapsaklara rağmen dönmüşüm. Döndükten hemen sonra kadroya atanınca anlamışım sıkışmanın söz konusu bile olmadığını. Hızlıca atanmışım. Ve o blogun sonuna şöyle yazmışım: “Tavsiye vermekten pek haz etmem ama kendi tırnaklarınızla, hak ederek, sırtınızda kimsenin eli olmadan elde ettiğiniz her şeyi çok gürültülü kutlayın. Konfeti patlatmak şart değil.”
Ardından “Kendi değerini bilmek/belirlemek üzerine” gelmiş. Araştırma grubumu kurma vizyonuyla hareket ederken, alanın sığ iç savaşlarıyla karşılaşmışım. Çaldığım her kapıda bilimsel vizyonum değil, “savaşın hangi tarafında olduğum” sorulmuş. Tarafsızlığın ve sadece araştırmaya odaklanmanın suç sayıldığı bir iklimde Ezgi ile yollarımız kesişmiş. Sistemik ezberleri değiştirmek için çabalamaya o gün karar vermişiz.
Sonra bak en güzellerinden biri bu. Alanımda ilk kez biri BAGEP almış. BEN. İnsan fevkalade memnun olmaz mı dünyaya geldiğine diyerek bunu yazmışım: Fevkalade memnunum dünyaya geldiğime… Dünyanın en mutlu insanı olmuşum. Ne kutlamalar yapmışım.
Ondan bir hafta sonra Kurumsal ol(a)mayan kurumsal iletişim ve sistematik görmezden gelmeler üzerine diye bir şey yazmışım. Kendi bünyesinden çıkan bu başarıyı tüm dünya kutlarken, görmezden gelmeyi tercih eden sığ anlayışa karşı bıyık altından gülmüşüm.
Sonra bak bu en efsanesi: Kişisel tarihe bir başka not: OpenRAM. Zehra Taşkın 1,7 Milyon Euro’luk proje almış. Öncesini sonrasını kimse merak etmemiş. Ancak bazı masalarda araştırmanın kendisinden çok değişimle geleceklerin nereye sığacağı konuşulmuş. Düşünsene, 1,7 milyon avroluk projenin ilk gündemi metrekare hesabı. Ben de haliyle biraz gerilmişim.
Sonra başka COST başvuruları, ikili anlaşmalar, yeni başvurular ve başvuru fikirleri olmuş. 5 sene önce denediğim ERC’yi bu kez almak için tüm şartlar olgunlaşmış. Avrupa Komisyonu StG yıl limitlerini değiştirmiş. Ezgi iki kez ERC’nin ucundan dönmüş, döndükçe bir sonraki başvuru döneminde proje-badi olma gazı vermiş. Ben de ilk kez “Acaba gerçekten olur mu?” diye düşünmeye başlamışım. Tek meseleyse o fikri hayata geçirecek zemini kurmakmış.
Sonra ilginç bir şey olmuş. Üniversite üst yönetimi demiş ki, “Hem o büyük projeni en iyi şekilde yürütmek hem de hayalindeki diğer büyük araştırmaları hayata geçirmek için neye ihtiyacın var?” Demişim ki: fiziksel imkân. Çözüm de beklediğimden hızlı gelmiş. Bilişim Enstitüsü bünyesinde görevlendirilmişim. Meğer aklımdaki fikirler için en uygun yer de orasıymış. Oturmuşum, keyifle plan yapmaya başlamışım. Zaten dünyanın pek çok yerinde de işler böyle yürüyormuş. Büyük araştırma fikirleri olan insanlara o fikirleri hayata geçirebilecekleri ortam sağlanıyormuş.
O sırada içeride bambaşka gündemler varmış. Görevlendirmenin nasıl ve neden gerçekleştiğini merak eden pek olmamış. Herkes elindeki parçalarla kendi hikâyesini kurmuş. Ben de ilk kez o hikâyelerin hiçbirine dahil olmamayı seçmişim. Enerjimi anlatmaya değil, çalışmaya ayırmışım. Dönüp bakınca en doğru karar da oymuş.
Gelgelelim bütün bu yazının asıl sebebine. Günün birinde üniversite önüme iki seçenek koymuş. “Hangisini istersin?” demiş. Ben de birini seçmişim. Sonrası ise beni bugün bu satırları yazmaya getirmiş.

Artık Bilgi Araştırmaları Anabilim Dalında profesörüm. Büyük hayallerim var. Hepsini hayata geçirecek enerjim de. Benim için bu hikâyenin en heyecan verici kısmı ise Bilişim Enstitüsü.
Haberi aileme verdiğimde her zamanki refleksimle meseleyi küçültmeye çalışmışım. “Türkiye’de akademide yeterince kalan herkesi profesör yapıyorlar babajım, bu kadar abartmaya gerek yok.” Babam yüzüme ters ters bakıp şöyle demiş: “Kendinle ilgili her şeyi değersizleştirme huyuna tüküreyim.”
Adam haklı beyler.
Çünkü dönüp bakınca görüyorum ki bu hikâyede bana en çok eşlik eden şey belirsizlik olmuş. Sonra inadım. Sonra yol arkadaşlarım. Sonra hayallerim. Her seferinde bir sonraki adımı atmışım. Bazen düşüne düşüne, bazen koşa koşa. (bu arada yalan yok, genelde hareket etmek için çok düşünmem :=))
Bugün dönüp eski blog yazılarıma bakınca aslında birbirinden bağımsız notlar görmüyorum. Aynı hikâyenin farklı zamanlarda tutulmuş kayıtlarını görüyorum.
Galiba bu yüzden bu kez kutlayacağım.
Konfeti patlatmam şart değil. Ama bu hikâyeyi küçültmeye de hiç niyetim yok. XOXO.
Zehra Hocam,
Kişisel olsa da oldukça mesleğin içinden bir blog yazısı olmuş. Beğenerek okudum desem yaşanan bir hayli sıkıntı olmuş. Tuhaf olacak ama beğenerek okudum.
Bir yerlerden hepimizin yaşadıklarını bir çırpıda anlatın denilse böyle yazılırdı herhalde…
Mütevazi olununca sevinçli halden katı hale geçildiği için ben oyumu babanız beyefendiye kullanıyorum.
Başarılarınız daim olsun…
Çok teşekkür ederim, çok naziksiniz her zamanki gibi.
Sayın Hocam,
Uzunca bir süredir sizi takip ediyor ve akademik yayıncılıkta anlattıklarınızdan, yazdıklarınızdan faydalanıyorum.
Ünvanınız fazlasıyla hak edilmiş bir ünvan, gönülden tebrik ederim.
Bu vesileyle sizden öğrendiklerim için de ayrıca teşekkürlerimi sunarım.
Çok teşekkür ederim. Çok mutlu oldum.
Zehra hocam Tebrikler.
Çok teşekkür ederim.
Sayın Hocam,
Şaşkınlık ve hayranlıkla okudum yazdıklarınızı. Bir kez daha, tebrik ederim..
Çok teşekkürler Enes.