2009 yılında lisansüstü eğitime başladım. 2010 yılında besin zincirinin tabanından akademiye giriş yaptım. O tarihten itibaren akademideki pek çok araştırmacı gibi ben de bilimsel akademik dergiler için beş kuruş para almadan, tamamen gönüllü olarak editörlük ve hakemlik yapıyorum. Makaleler yazıp bu dergilerde yayınlıyorum ve benim makalelerim için de akranım onlarca kişi sıklıkla bedelsiz emek veriyor. Yani bir sistemin çarkını hep birlikte döndürüyoruz.
Akademik dergilerin büyük bir kısmı tekel yayıncılara (Elsevier, Springer, Wiley gibi) ait. Tekel yayıncılara ait dergiler genellikle profesyonel hizmet veriyor, profesyonel ekiplerle yayın süreçlerini yönetiyorlar. Yönetebilecek kaynakları var. Akran değerlendirmesi süreçlerini de araştırmacılar olarak biz gönülden ve ses çıkarmadan sürdürdüğümüz için de tekel yayıncıların tekerine taş, gözüne yaş değmiyor. Bir dernek dergisi sunucu parası veremediği için kapanabilirken, Elsevier’ın böyle bir sorunu asla olmuyor. Bu durumda da yeterli kaynağı olmayan yayıncılara ait (dernekler/üniversiteler) dergiler yeteri kadar sivrilebildilerse bu tür büyük yayıncılar tarafından satın alınıyor ve ticarileştiriliyorlar.
Öte tarafta maalesef büyük ticari yayıncılara ait olmayan dergilerle ilgili çok büyük soru işaretleri var. Profesyonel olmamaları, sürdürülebilir bir hizmet vermemeleri, nepotizmin yayıncılık süreçlerinde norm haline gelmesi, bugün şaibeli faaliyeti olmayan bir derginin bir yıl sonra şaibelinin bayrak tutanı olması, editörlük veya hakemliğin bir tür eşik bekçiliği haline gelmiş olması gibi çok fazla sorun var. Bugün kiminle konuşsam bir daha asla Türkiye’deki dergilerde yayın yapmam diyor. Hepsinin kendine özgü sebepleri/deneyimleri var. Ancak üniversite ve dernek dergileri çılgınlar gibi yayın çıkarmaya da devam ediyor.
Bu yazının amacı araştırma performans değerlendirme sistemleriyle ilgili yakınmak değil ama dergilerimizin geldiği bu durumun ana nedeni değerlendirme sistemleri. Doçentlikte ulusal 3 ila 5 yayın şartı var ancak öbür tarafta uluslararası dergilerin puanı sıklıkla daha yüksek ve daha prestijli. O yüzden araştırmacılar araştırmalarının konusuna veya hedef kitlesine bakmaksızın makalelerini önce İngilizce yazıyor ve uluslararası dergilerde şanslarını deniyorlar. Çalışma yerel/bölgesel konularda ise genellikle o dergiler bu yayınları kabul etmiyor (çünkü bilirsiniz, ABD’yi değerlendiren çalışmalar tüm dünyayı ilgilendirir, Türkiye yalnızca bir “case” olabilir ve bu case kimseyi ilgilendirmez). Sonra bu reddedilmiş çalışmalar dili bile değiştirilmeden “ulusal” dergilerde yayınlanıyor. Sonuç: Kimsenin okumadığı bir yayın yığını. Ulusal/uluslararası kavramsallaştırması da olmayınca her şey kördüğüme dönüyor.
Bir süredir Federation of Finnish Learned Societies (TSV) takımının bir üyesi olarak DIAMAS projesinde çalışıyorum. AB tarafından fonlanan DIAMAS projesinin temel amacı Avrupa’da bilimsel iletişimi iyileştirmek için kurumsal açık erişim yayıncılık modelleri geliştirmek. Bu blog yazısında sizlere bu projenin iki önemli çıktısından ve bu çıktılardan nasıl yararlanabileceğimizden bahsedeceğim.
Elmas Açık Erişim Standardı (DOAS) ve Öz Değerlendirme Aracı
Elmas açık erişim resmi tanımıyla “dergilerin ve platformların yazarlardan veya okuyuculardan ücret talep etmediği bilimsel yayın modelini ifade eder. Elmas açık erişim dergileri, topluluk odaklı, akademi tarafından yürütülen veya sahip olunan yayıncılık girişimlerini temsil eder. Genellikle küçük ölçekli, çok dilli ve çok kültürlü bilimsel toplulukların ayrıntılı bir çeşitliliğine hizmet eden bu dergiler ve platformlar, bibliyoçeşitlilik kavramını somutlaştırır” (Elmas Açık Erişim Eylem Planı). Bu konuda bir blog da yazmıştım. Temel okuma için oradan da devam edebilirsiniz.
İşte DIAMAS projesinde elmas açık erişimin standardı geliştirildi. Standarda bu adresten erişebilirsiniz: https://zenodo.org/records/11489692
Peki elmas açık erişim standardı ne?
Elmas açık erişim standardıyla bir elmas derginin sahip olması gereken ana bileşenler belirlenmiş durumda. Bunlar yedi grupta toplanmış:
- Finansman,
- Yasal sahiplik, misyon ve yönetim,
- Açık bilim,
- Editoryal yönetim, editoryal kalite ve araştırma bütünlüğü,
- Teknik hizmet verimliliği,
- Görünürlük, iletişim, pazarlama ve etki,
- Eşitlik, çeşitlilik, katılım ve aidiyet (EDIB), çok dillilik ve cinsiyet eşitliği
Her grubun detaylı açıklaması standartta yer alıyor. Ancak daha güzeli standardın bir de dergiler için öz-değerlendirme aracı sunuyor olması.
Kurumsal yayıncı ve servis sağlayıcılar için öz değerlendirme aracı: https://diamas.fecyt.es/
DIAMAS projesinde iki önemli grup var. Birincisi kurumsal yayıncılar (IP). Bizde bu türde yayıncıları çok sayıda grupta değerlendirmek mümkün. DergiPark’ta yer alan kurumsal yayıncı türleri: Üniversite, kamu, eğitim ve araştırma hastaneleri, dernekler, vakıflar, meslek odaları, özel (ticari) kuruluşlar, şahıslar ve sendikalar. Öte yandan bir de servis sağlayıcılar (SP) var. Türkiye’nin en büyük kurumsal servis sağlayıcısı TÜBİTAK ULAKBİM; sağladığı servis de DergiPark. Dünyada örnekleri olsa da (Latin Amerika’dan AmeliCA gibi), servis sağlayıcı rolünün en önemli örneklerinden biri DergiPark. Kamu kaynaklarının bilimsel dergiler için yönetsel süreçlerin işletilmesine, DOI hizmeti verilmesine ve dergilerin çıkarılmasına aktarılması müthiş bir hizmet. Diğer yandan ULAKBİM elmas açık erişimin ilk imzacılarından biri. Bu bakımdan da elmas açık erişimle ilgili gelişmelerin DergiPark’a yansıtılması önemli ve gerekli.
Öz değerlendirme aracıyla kurumsal yayıncı ve servis sağlayıcılar hizmetlerinin DOAS ile uyumluluğunu kontrol edebilirler. Bunun için:
- https://diamas.fecyt.es/ adresine girin.
- Kayıt oluşturun.
- Modül seçin.
- Sorulara yanıt verin.
- Verdiğiniz yanıtlara göre oluşturulan raporunuza erişin.
Öncelikle dergi çıkarıyorsanız ve derginizin gereklilikleri ne ölçüde karşıladığını merak ediyorsanız hiç düşünmeden raporunuzu oluşturun derim. Aracın kullanımı ile ilgili bir video DIAMAS YouTube kanalında var:
Yayıncılık ekosisteminin değerlendirilmesi: National Overviews
Haziran ayı ortasında DIAMAS’ın 10 ülkenin yayıncılık ekosistemlerinin değerlendirildiği çıktısı yayınlandı. Bize çok benzeyen ülkeler var, hiç benzemeyen ülkeler var. Raporda Türkiye olmasa da bu blog yazısında Türkiye verilerini de özetleyeceğim. Çünkü yöntem ve veri işi bendeydi ve bu veriler kara delikte kaybolamazdı. Buyurun ülkemizin yayıncılık ekosistemine…

Dergi yayıncılığı: Dergi platformlarında dergilerimiz
Rapora bakarsanız her ülkenin raporunda dergilerin platformlara dağılımını görebilirsiniz. 21. sayfadaki Şekil 2’de de hepsinin karşılaştırmalı özeti var. Peki Türkiye’deki dergilerin veri kaynaklarına dağılımı nasıl diye sorarsanız şöyle (araştırma metodolojisiyle ilglii bilgi için raporun giriş kısmını okuyabilirsiniz):

Tablodan izleyebileceğiniz en önemli bulgulardan biri Avrupa’nın çok sayıda ülkesinden daha fazla dergi çıkarıyor olmamız (ISSN Portal verileri). Dergi sayımız hem ortalamanın hem de ortancanın üzerinde. Bu noktada bize en çok benzeyen ülkeler Polonya, İtalya ve Fransa. Almanya, Hollanda ve Birleşik Krallık’ın dergi sayısı bizden çok daha fazla ancak onların dergi ekosistemi de bizimkine pek benzemiyor. En büyük yayınevlerinin bu ülkelerde olmasının bu dergi sayısı üzerindeki etkisi büyük.
DOAJ’daki dergilerimizin sayısının Avrupa ortalamasına göre hayli yüksek olmasıysa kıymetli. Diğer taraftan pek çok dergimize altyapı desteği DergiPark tarafından sağlanıyor olsa da Avrupa’da en çok OJS kullanan ülkelerden biriyiz. OJS dergiler için açık kaynak kodlu bir yazılım. Açık erişimi yakından takip eden bir ülke olduğumuz bu kısımdaki verilerden kolaylıkla anlaşılıyor.
Dergi yayıncılığı: Yayın dili
Avrupa’da kırktan fazla dil konuşuluyor. Avrupa dergilerinin yarısı İngilizce dilinde yayınlanıyor. Ancak platformlara doğru çember daraltıldığında İngilizcenin baskınlığının arttığını görmek mümkün. Türkiye verisinde de aynı örüntüyü var. Yine de Web of Science’da dizinlenen dergilerimizin yalnızca %35’i İngilizce yayın yapan dergiler. Buna benzer özellik gösteren ülkeler İtalya, Fransa, Hırvatistan ve Polonya.

Bazı dergilerimizin sağladığı görünürlük sayesinde etki faktörünü artırarak dizinde tutunabilmek amaçlı dil politikalarını esnettiklerini biliyoruz. Ancak bunun ters teptiği ve gelen yayınların kalitesini düşürdüğü de bir gerçek (bununla ilgili bir blog yazmıştım: https://www.zehrataskin.com/index.php/2020/08/13/bilimin-degerlendirilmesinde-cok-dillilik-uzerine/). Verilerse “onlardan biri olabilmek” için dil politikalarını değiştirmek zorunda olmadığımızı gösteriyor. Benzer yayıncılık sistemlerine sahip ülkeler var. Öte yandan ticari platformlar zaten ülkede satış yapabilmek için her geçen yıl koleksiyonlarını daha fazla genişletiyorlar. Bizim şu aşamada yapmamız gereken ulusal/uluslararası kavramsallaştırmasını yapmamız ve yayının dilinin hedef kitleye ve konuya göre belirlenmesi gerektiğini anlamamız. Biri diğerinden üstün olmak zorunda değil.
Dergi yayıncılığı: Yayıncı türleri
Raporda bizi en çok uğraştıran kısım yayıncı sınıflamasıydı. Ancak yayıncı sınıflaması çok muazzam sonuçlar üretti. Türkiye’deki dergilerin yayıncı türleri Avrupa karşılaştırmasıyla birlikte aşağıda.

Bu sonuç kimse için şaşırtıcı değildir diye düşünüyorum. Zira her üniversitemizin, her fakültesinin ve hatta her bölümünün dergisi var. Üniversite sayımızın da maşallahı olduğu için yukarıdaki istatistikler benim açımdan çok beklenen bir durumu sayıyla kanıtlıyor. Aynı dağılımı Hırvatistan, Polonya ve İspanya’da görmek mümkün.
Maalesef her dergimizin iyi seviyede yayıncılık faaliyeti sürdürdüğünü söylemek güç. Her geçen gün Türkiye’deki dergilerde enteresan uygulamalarla karşılaşıyoruz. Daha önce de yazdığım gibi editörlük ve hakemlik eşik bekçiliğine dönüşmüş durumda. Şimdiye kadar sunduğum istatistiklerde açık erişimi oldukça destekleyen ve muazzam bir çeşitliliğe sahip bir dergi ekosistemine sahip olduğumuz görülebiliyor. Ancak elmas açık erişimin dört maddesinden biri “kalite standartları”. Kalite standartlarını sağlayabilmek için daha sert önlemler almamız gerekiyor. Bence başlangıç noktası da DergiPark’ta barınmanın ana koşulu olarak hakem raporlarının şeffaf hale getirilmesi olabilir. Hakem kimliğini merak etmiyorum, hakemin değerlendirmesinin niteliğini merak ediyorum. Raporunun açıkça yayınlanacağını bilen kişiler eşik bekçiliğini bırakabilir belki. Belki tabi.
Dergi yayıncılığı: Dergi konu kategorileri
Web of Science’da dizinlenen dergilerimizin konu kategorilerine dağılımı aşağıdaki gibi.

Dergilerin konu kategorilerine dağılımında da aynı çeşitliliği izlemek mümkün. Sosyal bilimler, sanat ve beşeri bilimler dergilerimizin bu denli görünür olması güzel.
Aslında yükseköğretim sistemlerinin büyüklüğü de raporun bir kısmını oluşturuyor ancak onu zaten biliyorsunuz. O yüzden rapordaki ülkelerin yükseköğretim sistemleriyle karşılaştırmayı kolayca yapabilirsiniz.
Dergi çıkarıyorsanız ve derginizin kötü uygulamalarıyla değil, alanda örnek olabilecek uygulamalarıyla anılmasını istiyorsanız dikkat etmeniz gereken en önemli şey işi olması gerektiği gibi yapmak. Elmas açık erişim standardı buna yardımcı olabilir. Mevcut durumu bilmek sistemi iyileştirmede kullanılabilir. Kullanın. Ben elimden geldiğince dünyadaki gelişmeleri bu bloga taşımaya devam edeceğim. Söz.