"Enter"a basıp içeriğe geçin

“Başka türlü bir şey”

Bu yazıyı yazmaya dün gece karar verdim. Dört beş aydır kafamı dağıtmak için resim çiziyor, çizerken de çok güzel şarkılar dinliyorum. Dün listemdeki şarkılardan biri başka türlü bir şey idi. Mis gibi bir şiire Yeni Türkü’nün benim doğduğum sene ses verdiği o muhteşem şarkı. Gece öksürük krizleriyle boğuşmasam, sonra bugün yine ve yeniden “ciğere inmiş” teşhisi almasam oturup hemen yazacaktım. Bugüne kısmetmiş. Öksürük krizine girmeden tamamlayabilirsem saatin kaç olduğuna bakmadan basacağım yayınla butonuna.

2017 sonları. Doktoram taze bitmiş. Her an, her adımda, içine atıldığım ve bana ait olmayan tüm güç savaşlarında kafamın içinde devrim arabalarında Selçuk Yöntem’in ağzından çıkan “bu ülkede hiçbir başarı cezasız kalmaz evlat” repliği dönüyor. Ekşi sözlükte Türkiye’den s.kt.r olup gitmek başlığında yardırıyorum her gün. Toplam 44 saatlik uçak yolculuğu yapıyorum son ikiye kaldığım ABD’deki tenure track pozisyonun 2 saatlik kampüs görüşmesi için. Herkes gibi “yurtdışları çok iyi” fikriyle değil belki ama “burdan iyidir belki hacı” ümidiyle. Sonrası twitter’dan bulduğum bir doktora sonrası proje ilanı ve SCRG’ye katılmam. Tüm fikrimin değiştiği o mutfak. Ah o mutfak. (ana hikaye için buradan: https://www.zehrataskin.com/index.php/2020/05/28/iyi-bir-arastirma-icin/)

Grubun en hassası için korumalı bir alan yaratmak

Sık sık yazılarımda SCRG övüyorum zaten. Bu bir SCRG övme yazısı değil. Onlar için blog yazılarıma şöyle bir göz gezdirmeniz yeter. Bir gün ofis mutfağında sohbet ederken burası bir balon dedi “Şef”. Burayı yaptığı işe güvendiğim insanlar için kurdum. Bu ülkenin akademisiyle seninki bire bir aynı. Dünyanın pek çok yerinde öyle. Gittikçe daha da kötü olacak. Daha da piyasalaşacak. Onlarınki kadar rekabetçi olmadığımız için merkez ülkelerdekiler akmaya başlayacak bizimkilere. Daha da kötü olacak. Benim kötü deneyimlerim var ama benim böyle deneyimlerim var diye benim öğrencilerim bu deneyimleri yaşamayacaklar. İnancım yok ama onların vaftiz babaları gibi hissediyorum kendimi. Onlara bu korumalı balonu sağlamak benim görevim.

Şu yukarıdakini yazarken hala gözlerim doluyor. Gitmek de tercih, kalmak da. Savaşmak veya öylece durmak da tercih. Gel gör ki seçimlerimiz bugün kim olduğumuzu belirliyor. İşte o yüzden iki yıllık projem bittiğinde, bu süreçte görevlendirmem yapılmadığı için istifa ettirilmiş olmama rağmen, kırk çeşit ülkeden başka başka fırsatlara rağmen; herkesi kurtarmanın mümkün olmadığını anlamış, ancak belki küçük bir grup için çabalamayı denedim diyebilmek için döndüm.

Besin zincirinin tepesindekilerin likayat anlayışı ve bu anlayışın en zayıf halkaları

Besin zincirinin tepesindeki herkes (abartısız herkes) liyakat istiyor. Bakın size bir süre önce gerçekleşen münferit bir olay üzerinden ülkemizdeki liyakat tanımını yapacağım şimdi.

Bir üniversitemizin bir bölümüne “doktor öğretim üyesi seviyesinde” yeni araştırmacılar aranıyordu bir dönem. 2-5 yıl akademik deneyim, prestijli dergilerde yayınlanmış makaleler, yürütülmüş projeler, niyet mektupları, beş yıllık araştırma planları… Neler istenmiyordu ki. Herkes işte feraset, işte liyakat, işte beklediğimiz ilanlar bunlar dedi. Takdir etti. Halbuki ilan güvencesiz bir doktora sonrası araştırmacı ilanıydı ve tüm bunlar geçici bir kadro içindi. Aynı üniversitenin aynı bölümü aynı gün doktor öğretim üyesi seviyesinde değil de gerçekten doktor öğretim üyesi kadrosu için başka iki ilana çıkmıştı. Onlar ise erik dalı gevrektir türküsünde gıdısını tam 2,5 cm oynatabilen araştırmacılar için çıkmıştı. Aynı “liyakat” kriterleri ana kadroya yerleşenler için aranmıyordu ve bu kimseyi rahatsız etmiyordu.

İşini yapmaya çalışandan hep daha iyisini yapmasını beklemek, tırnaklarıyla uğraşarak gelmeye çalışanı asla desteklememek, beğenmemek, kendine denk görmemek, başarması gereken çıtayı sürekli yükseltmek liyakatliyi liyakatsizden ayırma yöntemi değil. Son dönemde en nefret ettiğim sözcük liyakat sırf bu yüzden. Gemisini yüzdüren kaptanlar için dayı oğlu, hala kızı, komşu çocuğu veya kankeytoluk bir liyakat göstergesi iken burnu düşse yerden almazların liyakat göstergesi de itaat. Şey pardon “saygı”. Kendinden önce gelene saygı. Onun üstünlüğünü kabullenmen ve yoluna devam etmen yani. Onların önderliğinde tabi. Tam da bugün twitter’a yazdığım şey. Ülkedeki her şey belirli bir yaş üstü, belirli bir konuma gelmiş insanların kendilerine saygı ve koltuk beklentisi gibi. Her alana sirayet etmiş bu. Apartman yöneticiliğinden parti temsilciliğine.

Yazdığım buydu: “Gençlerin ikbalini çizmeye talip yetmiş yaş üstü yamulmuş adamların güç savaşı aşırı sinirlendiriyor bugün beni. O gençler içeride. Bravi. Apartman yöneticisi bile oturduğu koltuktan kalkmak istemiyor.”

Daldan dala atlıyormuşum gibi geliyor. Belki zatürreden, belki gündemden. Sonunda toparlayacağım. Söz veriyorum.

Bu kadın da sürekli diziden filmden alıntı yapıyor demezseniz gençleri ve yaşadıklarını Outlander’daki Jamie Fraser’in yaşadıklarına benzetiyorum ben. İnandıkları uğruna kırbaç yiyor, sırtlarında kırbaç iziyle geziyor, travmadan travma beğendiriliyor, o kırbaç izleriyle reklam edilip kar sağlanıyor ama yine de asla ve kat’a makul insan olamıyorlar. Herkes sürekli ders veriyor. Herkes sürekli kendi başarı hikayesini örnek gösteriyor. Hep ama. Hiç değişmiyor.

Bir sosyal bilimler araştırmacısı olmama rağmen çok fazla sayıda grupla birlikte araştırma yapma fırsatım oldu. Her grupta inancı, siyasi görüşü, dili, rengi fark etmeksizin canla başla çalışan, taş taş üstüne koyan, yaptığı işe saygı duyanlar da vardı. Ortaya çıkan iş ile anılmaktan çekinmeyen ama zerre katkısı olmayanlar da. 40’a az zaman kala madem ikinci grubun destekleyicisi çok, ben de ilk grubu desteklerim o zaman perileriyle tanıştım. Biz yaptığı işe inandığımız insanları bile sonsuz kibrimizden desteklemezken ikinci gruptakiler erik dalında boyunlarını 2,5 cm çevirmeyi öğreniyor ve müziği kapatıyor gibi düşün. Skandal. Yeterince yükseldiyseniz bu noktada Moğollar’dan bişey yapmalı açabilirsiniz.

Başka türlü bir yer

Fi tarihinde biri “hakkın defalarca yense de salla. Ne olmuş. İleride öğrencilerine anlatacağın acıklı hikayelerin olur” demişti. Hikayelerimin hiçbiri acıklı hikayeler değil. Ben de mağdur değilim ama aynı tongaya düşmesinler diye arkadan geleni her konuda uyarmak ve tehlikelere karşı desteklemek benim görevim. Yapabildiğim kadar. Elimden geldiği, cesaretimin yettiği kadar.

Bu yazıyı niye yazdım. Etrafınızda canla başla çalışan gençleri görün ve destekleyin diye yazdım. Onlara kendilerini güvende hissedecekleri mini mini balonlar, ne ağaca ne buluta benzeyen başka türlü yerler yaratın diye yazdım. O balonu kimse patlatamasın diye gerekirse o balonun başında nöbet tutun diye yazdım. Kendi geleceği için kaygı duyan başta o 301 öğrenci olmak üzere tüm öğrencilere sürekli tavsiye vermeyin de yalnızca yanlarında olduğunu hissettirin diye yazdım. Kıytırık deniz yıldızı hikayesi yani. Kaçını kurtarabilirim ki diyorsun. Gerçekten çok azını kurtarabiliyorsun. Bu yeterince üzücü bir gerçek zaten. Neyse. Yazının sonunda bunun ne kadar mide bulandırıcı bir süreç olduğunu ben değil, Mr. Robot anlatsın.

* Bence pek de toparlayamadım. Deneme gibi bir şey oldu. Affedin. İyileşince daha güzelini yazacağım :=)

2 Yorum

  1. İslam Çetinkaya
    İslam Çetinkaya 7 Nisan 2025

    Kıymetli hocam yine güzel bir yazı kaleme almışsınız. Gözaltındaki 301 öğrenci akılcı düşünemediklerinden ötürü bu durum düşmediler mi sizce ? Kim olursa olsun hangi partinin veya ideolojinin lideri olursa olsun gençleri sokaklara meydanlara çağırıp sonrasında zor duruma düşürmelerini vicdanen eleştirmemiz gerekiyor bence. Bugün o gençleri meydana çağıranlar ortalıkta yoklar kendi koltuklarının geleceği için kurultay-kongre seremoni vs. Düzenleyip kendilerini sağlama almanın peşindeler.

  2. İslam Çetinkaya
    İslam Çetinkaya 7 Nisan 2025

    Kıymetli hocam yine güzel bir yazı kaleme almışsınız. Gözaltındaki 301 öğrenci akılcı düşünemediklerinden ötürü bu duruma düşmediler mi sizce ? Kim olursa olsun hangi partinin veya ideolojinin lideri olursa olsun gençleri sokaklara meydanlara çağırıp sonrasında zor duruma düşürmelerini vicdanen eleştirmemiz gerekiyor bence. Bugün o gençleri meydana çağıranlar ortalıkta yoklar kendi koltuklarının geleceği için kurultay-kongre seremoni vs. Düzenleyip kendilerini sağlama almanın peşindeler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir