"Enter"a basıp içeriğe geçin

“Bu okul sana acıdığı için sen hâlâ bu okuldasın, sokakta kalma diye. Biliyorsun değil mi?”

Yazıya başlık olarak bu iğrenç alıntıyı seçmek istemezdim. Yine de blogumda bu başlıkla kalsın ve her gördüğümde bu cümleyi hep hatırlayayım diye attım. Kişisel bir blog mu olacak, toplumsal mı, akademik mi bilmiyorum. Elimde telefon oturuyordum demin. Bir video gördüm bir haber hesabında. Video etiketi bu yazının başlığı. Bir “yönetici” hayatının daha başındaki bir gence bunu söylüyor hiç utanmadan. Bir lise öğrencisine. Anayasal hakkını bilen bir gence. Hakkını savunmam için başarılı olmasına zaten gerek olmayan ama başarılı olduğunu daha küçük yaşında kanıtlamış bir gence. 14 yaşında LGS’ye hazırlanan bir gencin annesiyim ve iliklerime kadar titretti beni bu söz.

2020 model LGS?

Ortaokuldan çok yüksek ortalama ile mezun olmuştum. Anadolu lisesi sınavında tercih aşamasında kaydırma yaptığım için gıda ve ağırlama meslek lisesi kazandım. O zamanlar tercihler sınavdan önce yapılıyordu ve ben aynı okulun anadolu lisesi tarafını yazacağım derken meslek lisesini kodlamıştım en üst tercihlerden birine. Dedim neyse. En azından süper liseler var. 4.95 ortalamayla en iyi süper liseye giderim. Gidemedim. Çünkü kayıtları kaçırdık memleketteyken. Zaten bir yıl hazırlık gerekli mi gerçekten diye tartışıyordu herkes. Düz liseler de gayet iyiydi. Köklüydü. Evin yakınındaydı hem. Onlardan birine, Keçiören’deki İncirli Lisesine gittim. Dümdüz liseye.

Bunu niye yazıyorum biliyor musunuz? Ben dört çocuklu memur bir baba ile örgü örüp satan bir annenin ikinci çocuğu olarak eğitimim için neredeyse hiç endişe etmedim. Saçmasapan kaydırma da yaptım. Süper lise kaydını da kaçırdım. Tam da bir ergenden beklenebilecek ölçüde sülalem raaddı anlıyor musun :=)

Şaka bir tarafa zengin çocuğu değildim. Orta sınıf bile değildim. Gerçekten değildim. Sadece bir an önce okuma işlerini bitirip çalışmam gerektiğini biliyordum ama gelecek kaygım yoktu. Oğlumun var. O okul bahçesinde oturan çocuğun var. O yüzden oturuyor zaten orada. Bu bizim zamanımızda her şey çok iyiydi yiğenim demek değil. O zaman da hiçbir şey iyi değildi, şimdi de değil. Ancak ben 14 yaşındayken o iyi olmayan şeyleri görmüyordum hiç. Bana yansımıyordu. Okul bahçesinde oturup hakkımı savunmamı gerektirecek sorun gördüğümüz her şey sınıf arkadaşım Hediye’nin kürsüde söylediği şarkılarla sonuçlanıyordu. Deli danalar gibi eğleniyorduk. Düz liseydik zaten. Kimsenin bizden pek de bir ümidi yoktu.

Şu aşağıda gördüğünüz Ankara’da yer alan liselerin geçen seneki sınav sonuçları. Bu gençlerin azıcık şanslıları daha ortaokuldayken 7402359 deneme çözüyor yaşıtlarıyla birlikte girecekleri sınavda ilk %3’lük dilimde olabilmek için. Kaygı duyuyorlar. Sivilceleri birken yirmibir oluyor. Şu durumda başarı veya başarısızlık değil sonuç. Ancak daha hayatlarının ondordüncü yılında ilk başarısızlıklarıyla tanışıyor çoğu. Çünkü okul sayısı az. Çünkü alternatif yok. Çünkü özel bir okulun müşterisi olmak veya kötü eğitim sistemi içinde yok olmak istemiyorlarsa yaşıtlarıyla devasa bir yarışa giriyorlar ve bu yarışta çok azı istediği konuma gelebiliyor. Bugün tehdit edilen çocuk onlardan biri. “Politikayı bırakın, ders çalışın” dedikleri çocuklar arasında gerçekten çok ders çalışanlardan biri. Çok ders çalıştığı için muhtemelen Türkiye’de ilk %1’lik dilime giren biri.

Azıcık şanslılar hariç diğerleri var bir de. Yeni nesil soru nedir bilmeyenler, o 2473459 soruyla tanışacak kitabı olmayanlar da. Baştan kaybedilmiş bir savaş onlarınki. Onları hiç görmüyoruz bile. Çünkü sistem onları baştan eliyor artık.

İki gündür gelecekleri için endişelenen gençleri izleyip izleyip ağlıyorum ama bugün şu başlıktaki iğrenç söz ruh halimi anne romantizminden öfkeye çevirdi. Çünkü ben bunu biliyorum. Ben böyle bir sözü duyan insanın neye dönüşebileceğini biliyorum. Hiçbir genç öyle hissettirilmemeli. Hissetmemeleri için yazmak istedim bunu. Bizim neslin büyük bir bölümü heba oldu bu yüzden. Onlar olmasın.

Kendi yetersizliklerini sizi yetersiz hissettirerek gizlemeye çalışanların gücü

Son birkaç seneye kadar hep yetersiz hissettim kendimi. Yaptığım hiçbir şey yetmiyordu istediğim noktaya gelmeme. Benden bir tane daha olsa yeterdi. Belki hiç hata yapmayan kız olurdum öyle olsa. Aşağıdaki çocuk kitaplarını geçen hafta bayram tatilinde ailemizin çok yetenekli kıvırcık psikoloğu hediye etti. Zehra abla bu eski sensin ve bu kitaplar sende durmalı diyerek. Artık hata yapıp yapmamak umurumda değil ve benden bir tane daha olmasını gerektirecek pek bir şeye girmemeye çalışıyorum. Ancak çok değil daha birkaç sene öncesine kadar neden böyle hissettiğimi biliyorum artık. Çünkü bu ülkede “bu okul sana acıdığı için sen hâlâ bu okuldasın, sokakta kalma diye. Biliyorsun değil mi?” benzeri iğrenç sözlerin duyulduğu tek yer lise bahçeleri değil.

Bu araya bir sürü başka örnek yazmıştım, akademiden, iş hayatından, oradan buradan. Sildim. Bu ‘onlar’ın zehrine adadığım bir yazı değil çünkü. ‘Onlar’ bir yere gelmek için kendi tırnaklarından başka hiçbir şeye ihtiyaç duymamış insanlardan nefret eden acınası bir grup. Kendi yetersizliklerinin farkındalar. Bu farkındalıkla çelme takıyorlar gülerek. Zorbalıyorlar. Her yaptıklarına bahane buluyorlar sonra. Yine mağdur oluyorlar. Aba altından sopa gösterip tehdit ediyor, sonra yine sizi yetersiz hissettiriyorlar. Güçlerini bundan alıyorlar.

Sizden bir tane daha yok canlarım. Bu yazı da sizin için. Onlar için değil. Tekliğinizin kıymetini bilin. Onun gücünden korkacağınız ümidiyle size kötü/eksik/yamuk hissettirmeye çalışanlara inat, tekliğinizin farkındalığıyla dudağın kenarını hafif kıvırarak müstehzi bir gülümseme gönderin evrene. Evren mesajınızı almasa da karnı doymuş olur.

Bu iğrenç söze maruz kalan genç başta olmak üzere, kendi ergenim de dahil, hepsiyle gurur duyuyorum. Benim gurur duymama zerre ihtiyaçları olmadığını da biliyorum. Ayaklarına taş, gözlerine yaş değmesin. XOXO.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir