Biliyorsunuz ki ben bir atıf doktoruyum. İlk makine öğrenmesi temelli içerik tabanlı atıf analizi çalışmalarından birini ben yaptım. Dolayısıyla bundan sonra yapılacak içerik tabanlı olması gerekmez tüm atıf analizi çalışmalarınızda bana atıf vermezseniz sizi etik dışı davranmakla suçlayabilirim.
Dur dur okuyucu. Celallenme. Biliyorsun ki bu ben değilim. Bu, zoraki atıfın alabileceği şekillerden yalnızca biri.
Zoraki atıf tanımından önce NŞA’da (normal şartlar altında) atıfın ne demek olduğunu tekrarlayayım: Her makalemde/çalışmamda kullandığım Cronin’in metaforuyla atıflar karda donmuş ayak izleri… Diğer bilim insanlarının yollarını bulmaları bu sayede mümkün oluyor. Daha önce adım atılmış yeri gördüğünüz için kılavuzunuz oluyor. Gidebileceğiniz yönleri gösteriyor. Alabileceğiniz yollar konusunda fikir veriyor. Bilimsel üretim bir yarış değil, bir diyalog (hala NŞA). Bir iletişim yöntemi. Adı da bilimsel iletişim. Bu diyalog içinde iletişimin en önemli unsurlarından biri de atıflar.
Bu kısmı burada keseyim ve merakınızı cezbettiyse sizi atıfların işlevleri hususunda yazdığım eski bir yazıma yönlendireyim: https://www.zehrataskin.com/index.php/2022/07/04/atif-nedir-neden-yapilir-neden-yapilmaz/
Gelin görün ki özellikle de yapay zekanın yaygınlaşmasıyla birlikte kimse hiçbir şey okumuyor. Literatürü bilmiyor. Kardaki ayak izleri hiç önemli değil. Çalışmaların bilimsel arkaplanları güçlü değil. Literatür yazma yapay zekaları bile var. Haliyle karda bırakılan ayak izleri artık çok uzun kalamıyor (bilimsel iletişim bile küresel iklim değişikliğinden nasibini almışsa demek).
Atıflar performans değerlendirme sistemlerince “kalite” göstergesi sayıldığından performansçı araştırmacılar için bu sayıyı bir şekilde artırmak mühim. Hele de yapay zeka bunca dahil olmuşken daha önce hiç görünür olmamış eserlerin/dergilerin atıf alma potansiyeli giderek daha da düşüyor. Bu düşme de beraberinde zoraki atıf taleplerini getiriyor. Peki nedir zoraki atıf?
Zoraki atıf, bir araştırmacının gönüllü gerekçelere değil, sosyal, kurumsal ya da kişisel baskılara dayanarak yaptığı atıfları ifade etmek için kullanılıyor. İngilizce literatürde en sık coercive citation kullanılsa da obligatory citation veya citation manipulation gibi terimlerle de karşılandığı oluyor. Zoraki atıflar genellikle şu yollarla karşımıza çıkıyor:
Dergi editörlerinin yazarları kendi dergilerine atıf vermeye zorlaması: Etki faktörü hesaplamasına (dolayısıyla araştırma değerlendirme sistemlerinin taptığı çeyrek sınıflamasına) dergi kendine atıfları dahil değil. Payda yalnızca yayınlanmış makale ve derleme sayısını dikkate alırken pay tüm yayınların aldığı atıf sayısını dikkate alıyor. Bu durumda dergi editörleri dergi etki faktörünü yükseltmek için ya yıllık olarak dergide bir önceki yıl basılan heeğğr şeye atıf yapan bir editoryal yayınlıyor ve payı artırıyor (bu konuda bir makale yazmıştık: https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S1751157721000924) ya da her yazardan dergide yayınlayacakları makalelerden dergilerine yönelik atıf istiyor. Türkiye’de çok popüler bir örneği vardı bunun: Energy education science and technology. Etki faktörü 34 ile Science dergisini bile geride bırakmış bu dergide yayınlanan her makalenin sonunda dergide yayınlanmış diğer makalelere atıf vardı ve derginin kendine atıf oranı %98 idi. Bu fark edildi ve dergi sırra kadem bastı. En belirgin zoraki atıf uygulamalarından biri bu: Zoraki atıf yoluyla derginin atıf sayısını artırarak atıf manipülasyonu yapmak.
Hakemlerin atıf listesine kendi çalışmalarını ekletmesi (ve bu atıfın gerekçelendirilmemesi): Dergi/proje hakemliği bilimsel bilginin geçerliliğini sağlayan en kritik eşik bekçiliği mekanizmalarından biri. Ancak bu pozisyon kötüye kullanıldığında ciddi bir çıkar çatışmasına da zemin hazırlıyor. En yaygın örneklerden biri ise hakemin yaptığı değerlendirme sırasında kendi yayınlarına atıf istemesi ve yapılmaması halinde calışmayı reddetme veya süreci sürüncemede bırakması riski.
Bu noktada bizde isimlendirmenin çok yanlış yapıldığını söylemeden edemeyeceğim. Hakemlik değil yapılan şey çünkü, “akran değerlendirmesi”. Bir bilimsel konuda bir yazı yazıyorsunuz ve o alandaki bir “akranınız” değerlendiriyor. Bu bir güç savaşı veya güç gösterisi değil. Bir denetim mekanizması.
Minik bir anekdot anlatmama izin verin burada. Doktora öğrencisiyken en sevdiğim dergi olan Scientometrics’ten iki hakemlik geldi. Dergi tek körleme kullanıyor ve yazarları görebiliyorum. Çalışmalardan birinin yazarı çalıştığım alanın babalarından biri (literally), diğeri onun bilimsel varisi. Ben kim köpek Small’un makalesini değerlendireyim diye kaygılardan kaygı beğeniyorum o sıra. Çünkü ülke içinde gönüllü olarak yaptığım editörlük için bile daha dünkü çocuk bir araştırma görevlisi ne hakla profesörlerin makalelerini düzenleyebilir diye şikayet ediliyorum sağa sola. Neyse sonra hayatımda yazdığım en güzel raporu o iki makale için yazdım sanırım. “Akran” ile kastedilenin ne olduğunu anladığım an da bu raporları sisteme yüklediğim andı.
Akran değerlendirme sürecinde zoraki atıf nasıl oluyor peki? Mesela yazdığım o raporda Small’dan atıf yapmadığı makaleme atıf yapmasını isteseydim zoraki atıf olur muydu? Olabilirdi de, olmayabilirdi de… Bu sizin tavsiyenizi nasıl yapılandırdığınız ile ilgili.
Söylemeye çalıştığım şey şu: Ben tavsiye etmeyi tercih etmiyorum ama eğer tavsiye edilen ilgili çalışma gerçekten çalışmanın iyileşmesine katkı sağlıyorsa ve gerekçelendirilerek öneriliyorsa sorun olmayabilir. Geçende bir dergiden ret aldık. Sebebi yaptığımız şeyin çok benzerinin benzer bir teknikle daha önce yapılmış olmasıydı ve maalesef biz o makaleyi atlamıştık. Bu sayede eksiği görmüş olduk ve ikinci durak öncesi makaleyi çok detaylı bir değişime sokuyoruz. İşte bahsettiğim denetim mekanizması bu.
Ancak diğer taraftan birçok zaman hakemin yalnızca kendi adını görmek istediği durumlar var. Hatta bazen belli belirsiz ifadelerle bu talep maskelenmeye çalışılıyor (“şu derginin şu sayısında bir makale gördüm, künyesi de bu. Tiz atıf yapıla.” Acaba kimin, aa onunmuş :=)).
Bu tür talepler çoğu zaman gerekçesiz ve çalışmanın bağlamıyla ilgisiz olduğu halde yazar, bu atıfı yapmadığında çalışmasının kabul edilmeyeceği endişesiyle itiraz etmeksizin ekleme yapıyor. Yani tam da bundan oluyor ve çoğunlukla da başarıya ulaşıyor.
Burada çok önemli bir problem daha var. Hakemlerin kamusal bir görevi var ve bu kamusal görevi kişisel görünürlük ve atıf sayısını artırmak için kullanıyor. Bu durumun yalnızca etik dışı değil; aynı zamanda bilimsel literatürü yapay şekilde şişiren, kaynak kullanımını çarpıtan ve gerçekten katkı sunan literatürün izini kaybettiren bir davranış olduğunu söylemek bence yanlış olmaz.
Kurumsal ya da hiyerarşik zorunluluklar nedeniyle yapılan atıflar: Zoraki atıf sadece dergilerde ya da hakemlikte karşımıza çıkmıyor. Kurum içi dinamiklerde, özellikle de hiyerarşinin kuvvetli olduğu yapılarda daha sessiz, ama daha sürekli bir biçimde işliyor. Örneğin bir araştırma ekibinde, projeye doğrudan katkı sunmayan ama masanın hep başında oturan kişilere yapılan “teşekkür amaçlı atıflar” ya da “mevki gereği” referanslar… Bu gibi durumlarda yazar, atıfın akademik gerekçesini değil, kurumsal sonuçlarını düşünerek karar veriyor.
Ve böylece atıf, bir akademik yönlendirme olmaktan çıkıp bir kurumsal itaat simgesine dönüşüyor. Bilimsel iletişimi değil, sembolik bir sadakat kuralı üretiyor.
Danışman ya da kıdemli meslektaşların zoraki atıf baskısı kurması: Bu belki de zoraki atıfın en kişisel, en kırılgan ve en toksik biçimlerinden biri. Çünkü doğrudan ilişkisel düzlemde, çoğunlukla da güç asimetrisi içinde gerçekleşiyor. Tez danışmanı, jüri üyesi, aynı alanda birlikte kıdemli akademisyen sizden zoraki atıf talebinde bulunabiliyor ve bu talep çoğu zaman akademik bir öneri gibi değil, bir hak talebi olarak dile getirilebiliyor.
Bu tip atıflar metinde genellikle kendini belli ediyor zaten. Çalışmanın ana akışıyla alakasız, yalnızca birkaç satırla geçiştirilen, “önemli bir katkı da şu çalışmada sunulmuştur” gibi muğlak ifadelerle paketlenmiş ve çoğu zaman bir gerekçeye bağlanmamış referanslar. Bu atıflarda genç araştırmacının öznel yorgunluğunu değil, bilimin kolektif yapısındaki hiyerarşiye dayanan adaletsizliği de görmek mümkün.
Atıfların politik yönü
Açık atıflar üzerine yazdığım bir makalede Latour’un atıfların politik yönüne ilişkin fikirlerine dair okuma yapma fırsatım olmuştu (ilgili çalışma: https://asistdl.onlinelibrary.wiley.com/doi/full/10.1002/asi.24982 – Latour’un kitabı: Science in action: How to follow scientists and engineers through society). Latour’a göre atıflar sadece kaynak göstermek değil, bilimsel söylemde güç üretmek ve pozisyon almak için de kullanılan stratejik araçlar. Normalde yazarlar referansları titizlikle seçerek argümanını sağlamlaştırır, rakip söylemleri etkisizleştirir, belirli bilimsel topluluklarla ittifak kurar. Ancak sanıyorum aynı araç, bu kez atıf talep edenler tarafından, zoraki atıflar yoluyla, kendi otoritelerini dayatmak/oluşturmak için de kullanılabiliyor. Bazen bir araştırmacı, yalnızca bir konuda fikir ürettiği için değil, konumunu hatırlatmak için de atıf bekleyebiliyor. Atıf talebi ifadeleri çoğu zaman, literatürde iz bırakmış bir katkının değil; sesini duyurma gücünü elinde tutan bir pozisyonun ilanı gibi.
Demeye çalıştığım şey şu: zoraki atıf talepleri, yalnızca bireysel kırılganlıkların değil, yapısal eşitsizliklerin de tezahürü gibi. Atıf, bir metinde görünmekten ibaret değil, bir söylem alanını kimin kontrol ettiğiyle de ilgili. Bu alanı zorla genişletmeye çalışmak, bilimsel iletişimi güç ilişkilerinin gölgesinde yeniden şekillendirmek anlamına geliyor.
Ne yapılmalı? Bireysel refleksler ve yapısal dönüşüm
Zoraki atıf talepleriyle karşılaşan araştırmacılar çoğu zaman sessiz kalıyor. Bu sessizlik, sistemin doğrudan parçası hâline gelen güç asimetrilerinden ve akademik “iyi geçinme kültürü”nden besleniyor. Oysa bu durumla baş etmenin bireysel ve yapısal yolları var. Bu önerileri çıkarmak için büyük oranda aşağıdaki makaleden yararlandım. Size de öneririm:
Burton, S., Basil, D. Z., Soboleva, A., & Nesbit, P. (2024). Cite me! Perspectives on coercive citation in reviewing. Journal of Services Marketing, 38(7), 809–815. https://doi.org/10.1108/JSM-08-2024-0387
Bireysel düzeyde neler yapılabilir?
Editöre/fon sağlayıcıya bildirin: Eğer hakem sürecinde gerekçesiz bir şekilde zoraki atıf talebi varsa, bunu çekinmeden editöre veya fon sağlayıcıya yazın. Bu sizi zor yazar yapmaz; aksine değerlendirme sürecinin sağlıklı işlemesine katkı sunar.
COPE rehberine başvurun: Yayın etiği konusunda COPE (Committee on Publication Ethics) oldukça net kurallar sunar. COPE’un yönergesi zoraki atıf taleplerini etik ihlaller arasında sayar: https://publicationethics.org/guidance/flowchart/how-recognise-potential-manipulation-peer-review-process
- Gerekçesiz atıflara hayır deyin: Eğer bir atıf önerisinin çalışmanızla somut bir ilişkisi yoksa ve sadece “birine atıf yapmış olmak” hissi veriyorsa, eklememeyi tercih edin. Gerekirse raporda neden eklemediğinizi açıklayın. Dergi eklemenizde ısrar ederse bunu yapın. Çok eğleniyorum bu örneklerle :=)

Ancak bireysel tepkiler yeterli değil. Bu davranış biçimlerinin kaynağında yatan daha derin bir mesele var: Akademideki yapısal dönüşüm.
Yapısal olarak ne değişmeli?
Zoraki atıf davranışları sadece bireysel niyetlerden değil, kurumsal ve yapısal teşviklerden besleniyor. Bu bağlamda aşağıdaki yapısal çözümler tartışılmalı:
- Değerlendirme sistemleri gözden geçirilmeli: Üniversiteler, araştırmacıları yalnızca yayın sayısı ve atıf puanlarıyla değerlendirdiğinde, bu metrikleri artırmak için etik dışı yollar devreye giriyor. Performansa dayalı ölçütlerde çeşitlilik ve bağlam duyarlılığı esas alınmalı.
- Hakemlik sistemine şeffaflık getirilmeli: Hakem raporlarının şeffaflığı konusunda yıllardır yazıyorum zaten ama onun için hala zaman var gibi. Diğer taraftan hızlıca yapılabiilecek şey şu olabilir: Hakemlerden kendi çalışmalarına atıf önerdiklerinde bunu açıkça belirtip kısa bir gerekçe sunmaları istenebilir. Bu uygulama, hem kötüye kullanımı azaltır hem de meşru önerileri görünür kılar.
- Editör eğitimi ve rehberliği sağlanmalı: Editörlerin çoğu hâlâ bu tür taleplerin nasıl yönetileceği konusunda yalnız bırakılıyor. Dergiler, hakemlerden gelen önerileri değerlendirecek ve gerektiğinde müdahale edecek sistematik bir protokol oluşturabilir.
- Dergi politikalarına atıflara yönelik etik ilkeler eklenmeli: Tıpkı COI (çıkar çatışması) bildirimleri gibi, hakem değerlendirmelerine de “atıf önerisi içeriyor mu?”, “kendi çalışmasına atıf önerdi mi?” gibi sorular dahil edilebilir.
- Hakem emeği daha görünür ve ödüllendirilebilir hale getirilmeli: Hakemliğin “gönüllülük esaslı angarya” olmaktan çıkarılması gerekiyor. Teşekkür mektupları, ORCID entegrasyonları, yıllık görünür listeler gibi küçük ama etkili teşviklerle etik davranışı desteklemek mümkün.
Zoraki atıf talebi yalnızca bireysel bir etik sorun değil; akademik değerlerin piyasa mantığına teslim edilmesinin doğrudan bir sonucu. Bu nedenle çözüm yalnızca iyi niyetli bireylere değil, yapısal dönüşüm iradesine dayanıyor. Zoraki atıflar akademik hafızaya bir müdahale ise bu müdahaleyi boşa çıkarmak da bizim elimizdedir belki.
