Geçen hafta araştırma grubumdan Ivan (Kislenko) ve Emanuel (Kulczycki) tek kelime ile ef-sa-ne bir makale yayınladılar. Ben de Poznan’daydım ve onlarla makalelerini tartışma fırsatım oldu. Bu makalenin iletişimini yapmak zorunda hissediyorum kendimi çünkü somut bir örnek üzerinden akademik hafızanın nasıl şekillendiğini gözler önüne seren bir eser bu. Her zaman olduğu gibi önce makale künyesi:
Kislenko, I. & Kulczycki, E. (2025). The Matilda Effect in Soviet scientometrics? Nalimov, Mulchenko, and the origins of Naukometriya. Quantitative Science Studies. doi: https://doi.org/10.1162/QSS.a.397
Başlamadan önce: Naukometriya -herkesin bildiği adıyla “Scientometrics”- yani bilimetri nedir?
Yazının önemini anlatmadan önce Naukometriya kavramının kaynağını açıklamak isterim zira bu hikaye Türkiye’de pek de bilinen bir hikaye değil. Bu kavramı literatüre kazandıran isim olarak bilinen Nalimov (Naukometriya kitabı iki yazarlıyken kavramın isim babası olarak yalnızca Nalimov’u zikrettiğimizi bir yere not edin. Çünkü bu yazı tam olarak onunla ilgili), 1969’da yayımlanan Naukometriya kitabında bilimi yalnızca sayılabilir çıktılardan oluşan bir üretim alanı gibi değil, bir bilgi akışı süreci olarak düşünmeyi öneriyordu. Bu yaklaşım Batı’da Derek de Solla Price’ın hızla etki yaratan büyüme yasalarından ve bilimsel literatürü dışarıdan gözleyen modellerinden oldukça farklıydı. Price’ın modeli, atıf dizinlerinin yaratıcısı Garfield’ın da uygulamalı olarak gösterdiği gibi politika yapıcılar için sade ve güçlü bir çerçeve sunmuştu ve bu nedenle Batı’da bilimin ölçümü büyük ölçüde Price çizgisinde kuruldu. Oysa Naukometriya’nın bakışı bilimin temel birim olarak bireyi değil, ilişkileri, akışları ve ortak üretimi merkeze alan bambaşka bir dünya tahayyül ediyordu. Bu farkı bir metaforla anlatmak gerekirse Price bilimi tek bir bireyin sahnesi olarak kurgularken, Naukometriya bu yalnız birey imgesini çözen ve bilimi toplumsal ilişkilerin ördüğü çok katmanlı bir ağ içinde kavrayan bir alternatif sunuyordu.
Bu girizgahtan sonra dönelim makaleye. Ivan ve Emanuel’in makalesi Sovyet bilim ölçümü geleneğinin kurucu metinlerinden Naukometriya kitabının gerçekten kim tarafından yazıldığını yeniden ele alıyor. Kitap bugüne kadar neredeyse her zaman sadece Vasiliy Nalimov’un eseri olarak anıldı. Oysa kitabın kapak yazarı iki kişi: Nalimov ve Zinaida Maksimovna Mulchenko. Çalışma bu eş yazarlığın gerçekte ne anlama geldiğini, Mulchenko’nun görünürlüğünün neden silindiğini ve bunun Matilda Etkisi bağlamında nasıl açıklanabileceğini araştırıyor.
Zinaida Maksimovna Mulchenko kimdir?
Naukometriya’nın kapak sayfasında yer almasına rağmen akademik hafızadan neredeyse tamamen silinen Zinaida Maksimovna Mulchenko Sovyet bilim tarihinde istisnai fakat görünmez bırakılmış bir figür. 1960’ların sonunda Nalimov’un doktora öğrencisi olarak ortaya çıkıyor ancak kısa sürede yalnızca bir öğrenci değil sibernetik, bilim politikası ve bilimsel planlama alanlarında aktif çalışan bir araştırmacıya dönüşüyor. Sovyet Bilimler Akademisi bünyesinde yürüttüğü çalışmalar onu bilim sosyolojisi ile bibliyometri arasındaki kesişimde konumlandırıyor, ki bu dönemi için oldukça nadir bir uzmanlık alanı. Dahası, Sovyetler Birliğinde bilim ölçümü üzerine yazılmış ilk doktora tezini savunarak alanın kurucu figürlerinden biri oluyor. Buna rağmen yaşam öyküsü akademide uzun sürmüyor. Evlilik sonrası sistemden çekiliyor ve zamanla bilimsel kayıtlarda izi siliniyor.

Mulchenko’nun Naukometriya’ya katkısının boyutunu anlamak için Ivan ve Emanuel metin karşılaştırmaları, içerik analizi ve ortak yazarlık ilişkilerini birlikte ele alan kapsamlı bir yöntem uygulamışlar. Ortaya çıkan tablo Mulchenko’nun bu kitabın yalnızca eşlik eden ikinci imza değil, teorik çerçevenin gerçek ortak yaratıcısı olduğunu gösteriyor. Öncelikle Mulchenko’nun doktora tezinin bölüm yapısı, analitik yaklaşımı ve hatta kavramsallaştırma mantığı Naukometriya ile neredeyse birebir örtüşüyor. Üstelik bu benzerlik tek yönlü bir etkilenme ilişkisi değil çünkü tezin özetinde, daha önce yayımlanan bazı çalışmaların Naukometriya’nın temellerini oluşturduğu açıkça belirtiliyor. Bu çalışmaların çoğu 1967 ve 1968 yıllarında yayımlanmış ve önemli bir kısmında birinci yazar Mulchenko. Dolayısıyla kitabın ana fikirleri aslında bu erken dönem ortak üretimden filizleniyor.
Metin düzeyindeki karşılaştırmalar da bunu doğruluyor. Paragraf ve cümle ölçeğinde yapılan analizler Naukometriya’nın çeşitli bölümlerinin Mulchenko’nun tezindeki açıklamalarla büyük ölçüde örtüştüğünü ortaya koyuyor. Örnekler, analojiler ve kavramsal geçişler bile aynı düşünsel izlekten besleniyor. Bu yalnızca biçimsel benzerlik değil. Kitap boyunca bilimi biyosistemlere benzeten, onu geri bildirim döngüleriyle kendini düzenleyen bir süreç olarak gören temel yaklaşım, Mulchenko’nun tezinde çok daha erken ve daha ayrıntılı biçimde işlenmiş durumda. Ayrıca ortak yayın geçmişi de aynı hikayeyi destekliyor. Tüm bu bulgular, kitabın sonradan Batı’da “Nalimov’un eseri” olarak anılmasını açıklamakta yetersiz çünkü eldeki kanıtlar Naukometriya’nın aslında iki düşünürün eşit ağırlıkla ördüğü bir çalışma olduğunu gösteriyor.
Zinaida Mulchenko tarihten nasıl silindi? Matilda etkisi nasıl işledi?
Mulchenko’nun adı Naukometriya’nın kapak sayfasında yer alsa da kitabın Batı dünyasında ve hatta Sovyet sonrası literatürde yalnızca Nalimov’a atfedilmesi tesadüf değil. Makale, bu silinme sürecinin üç ayrı düzlemde ve birbirini besleyen bir örüntüyle gerçekleştiğini gösteriyor. İlk alan biyografik kayıtlar. Nalimov üzerine yazılmış iki ciltlik kapsamlı biyografide Mulchenko’nun adı neredeyse hiç görünmüyor. Ortak makaleler anlatılırken bile dil tekil bir anlatıya kayıyor ve “Nalimov şöyle demiştir” gibi ifadelerle fikirlerin kolektif üretimi kişiselleştiriliyor. Bu durum yalnızca bir yazım tercihi değil. Mulchenko’nun katkılarının dil içinde erimesine neden olan sistematik bir görünmezleştirme biçimi.
İkinci silinme alanı, Eugene Garfield’ın yıllara yayılan yazıları ve mektupları. Garfield 1980’lerden 2000’lere uzanan bu metinlerde Naukometriya’dan söz ederken Mulchenko’nun adını hiç anmıyor. Bazı durumlarda ismini ya da cinsiyetini dahi yanlış aktarıyor (he/him). Batı’da kitabın tek yazarlı hatırlanmasında bu eksik temsilin son derece belirleyici bir rolü olduğu açık çünkü Garfield’ın metinleri Scientometrics alanının kurucu hafızasını şekillendiren ana metinler.
Üçüncü silinme alanı ise 2001 tarihli Scientometrics özel sayısı. Nalimov’a adanan bu sayıda neredeyse tüm yazarlar kitaptan “Nalimov’un Naukometriya’sı” diye bahsediyor. Birçok çalışma aslında iki imzalı olan metinleri yalnızca “Nalimov, 1972” şeklinde tek adla alıntılıyor. Dahası, Mulchenko’nun birinci yazar olduğu makaleler bile “Nalimov’un çalışmaları (coauthored by Z. M. Mulchenko)” gibi hiyerarşik ve uzaklaştırıcı bir dille sunuluyor.
Bu üç alanı yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan örüntü net: Mulchenko yetkin olmadığı için değil, alanın kurucu hafızası erkek figürler etrafında/tarafından yazıldığı için görünmezleşti. Bu Matilda Etkisinin bilim ölçümü tarihindeki tipik bir tezahürü. Mulchenko yalnızca ikinci yazar değildi. Kitabın kavramsal omurgasının kurucu ortaklarından biriydi. Buna rağmen, Sovyet akademisinin hiyerarşik yapısı ve uluslararası bilimsel belleğin cinsiyete yönelik körlüğü onu disiplinin tarihinden neredeyse tamamen sildi. Neyse ki bu sorunun farkına varan iki araştırmacı bunu raporladı ve nihayet tarihe bir iz bıraktılar.
Mulchenko üzerinden bilim tarihini ve bilimsel hafızayı yeniden okumak…
Mulchenko’nun hikayesi Naukometriya’yı yalnızca bir kitap olarak değil de bir bilim anlayışı olarak yeniden düşünmemizi sağlıyor. Bilimi bireysel başarılar, sıralamalar ve etki ölçütleri üzerinden kavrayan güncel değerlendirme rejimleri ile Naukometriya’nın ilişkisel, döngüsel ve kolektif bilim tahayyülü arasındaki fark, bugün yaşadığımız akademik krizleri anlamak açısından önemli bir kapı aralıyor. Dahası, bilimsel hafıza kimi görüyor, kimi unutuyor, kimi tek başına deha ilan ediyor sorularının yanıtı bu hikayede çok açık. Bilimsel ölçüm üzerine kurulu bir alanın kendi kurucu metinlerinden birinde bile kadın emeğinin sislendirilmiş olması ölçme kültürünün ne tür kör noktalar üretebildiğini gösteren güçlü bir örnek. Naukometriya’yı yeniden okumayı yalnızca tarihsel bir keşif olarak adlandırmak güç. Aynı zamanda bilimsel değerlendirmeyi nasıl kurduğumuzu, bilginin nasıl dolaştığını ve kimlerin görünür kılındığını yeniden düşünmek için bir fırsat. Yıl olmuş 2025, fırsatları iyi değerlendirmeyi bilmek gerek.
Zehra Hanım,
“Bilimsel hafızanın kör alanları ve Mulchenko’nun kaybolan hikâyesi” başlıklı yazınız, yalnızca bir biyografi boşluğunu doldurmanın ötesinde, bilimsel hafızanın nasıl inşa edildiğine dair önemli ve sarsıcı bir sorgulama gerçekleştiriyor. Özellikle Mulchenko’nun görünmezleşme sürecini üç farklı düzlemde ele almanız—biyografik anlatılar, Garfield’ın metinleri ve bilim ölçümü literatürü—konuyu kişisel bir trajediden sistematik bir sorunsala dönüştürüyor. Bu yaklaşım, tartışmayı “kadın bilim insanı eksik temsil edildi” düzeyinden çıkararak, akademik hafızanın nasıl örgütlendiğini yeniden düşünmeye davet eden güçlü bir çerçeve sunuyor.
Yazının en değerli yanlarından biri, Naukometriya’nın ilişkisellik ve döngüsellik vurgusunu geri çağırmasıdır. Batı-merkezli scientometrics anlatısında sıkça gözden kaçan bu yaklaşım, bilimin tekil dâhiler üzerinden değil, kolektif süreçler ve bilimsel ekosistemdeki akışlar üzerinden kavranabileceğini hatırlatıyor. Bugünün metrik ağırlıklı akademik iklimi düşünüldüğünde, bu hatırlatma fazlasıyla yerinde.
Bununla birlikte, Mulchenko’nun görünmezliği üzerine yapılan yeni çalışmanın sunduğu veriler çok önemli olsa da, bazı noktalarda okurun aklında şu soru beliriyor: Mulchenko’nun izinin kaybolması, gerçekten yapısal cinsiyetçi mekanizmaların bir sonucu muydu, yoksa Sovyet bilim dünyasının genel dalgalanmalarının, kurumsal kırılmaların ve akademik yön değişimlerinin getirdiği doğal bir tarihsel silinme mi? Elbette yazınız her iki ihtimali de ima ediyor; ancak bu ayrımın daha fazla açılması, tartışmayı daha da derinleştirebilir.
Yine de tüm bu sorular, yazınızın başlattığı tartışmanın değerini azaltmıyor; aksine, bilimsel hafızanın nasıl seçici bir mekanizma olduğunu ve hangi isimlerin tarihe yazılıp hangilerinin sessizce silindiğini yeniden düşünmemizi teşvik ediyor.
Bu güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Yazarların amacı da bunun gerçekten bir mathilda etkisi olup olmadığını sorgulamak. Güzel bir tartışma başlattığına inanıyorum ben de.