"Enter"a basıp içeriğe geçin

House MD üzerinden araştırma gruplarında yazarlık hakları ve danışmanın rolü

Büyük ayıp biliyorum ama yayınlanmış her diziyi her gün bir bölüm mottosuyla izleyen biri olarak sanırım bir tek House MD’yi izlememiştim. Oğlanla yaz başı Saul Goodman’ın hikayesini bitirir bitirmez ona sardık. Her akşam bir bölüm izliyoruz ve ikinci sezonun sonlarına doğru şöyle bir sahne gerçekleştiğinde benim de elim yeni bir blog yazısı için kaşınmaya başladı. Videonun hepsini izlerseniz hem anılarınızı yad etmiş, hem de mevzuyu hatırlamış olursunuz. Zira ben benden başka izlemeyen kaldığını sanmıyorum.

Videonun başlığı “Foreman Cameron’un makalesini çalar” olsa da aslında ortada çalınan bir makale yok. Ya da var mı dersiniz? Başta Cameron ve Foreman olmak üzere herkesin görüşü farklı.

Bölüm, dizide daha önce hiç görmediğimiz birilerinin teşhisi zor ve bölümün son beş dakikasında gerçek sebebi anlaşılacak bir sebepten öleyazdığı cold opening’den hemen sonra Cameron’un Midwest Journal of Experimental Medicine dergisini masanın üstüne fırlatıp Foreman’a “makalemi çaldın” diye yüklenmesiyle başlar. Makale, kanserli genç bir hastayı kurtarmak için ekibin birkaç bölüm önce bilinçli olarak hipotermik kalp krizine soktuğu çok özel bir vakaya dairdir.

Sorun şudur: Bu hastaya dair makaleyi aylar önce Cameron yazmıştır ve House’un onayı için masasına bırakmıştır. House dört ay boyunca makaleyi ne okur ne de geri dönüş yapar. Bu sürede Foreman, aynı vakayı alıp yazar, House’a onaylatır ve yayımlatır. Cameron öfkelidir, çünkü Foreman’ın makaleyi yazdığını bildiğini ve notları bizzat kendisine verdiğini söyler. Foreman ise kendini “çalmak yok, ben kendim yazdım” diye savunur. House ise konuyu küçümseyerek geçiştirir. Cameron’un makalesini tembelliğinden okumadığını, Foreman’ınkine ise sadece yazar olarak adını koyduğunu ima eder.

Bölümün ilgili sahnelerini blogu yazmak için defalarca izledim, House makaleyi okuduğunu hiç söylemedi. Bu tartışmada Wilson’un makalelere dair yorumu netken House’un yorumu ise bilinçli biçimde muğlak. Wilson’a göre Foreman’ın yazdığı makalenin analitik ve teşhis boyutu çok güçlü. Cameron’un makalesi ise tıp eğitimi olmayan hastaların tıbbi onam süreçlerinde yaşadığı etik ikilemleri çok iyi yansıtır. Bu boyutun ne kadar önemli olduğunu ise ikinci sezonun yirminci bölümünde hem izleyici olarak biz, hem de Foreman çok net biçimde anlarız.

Gerilim tırmandıkça House meseleyi çözmek yerine her zamanki yerinden konuşur. “Birlikte oynayamıyorsanız oyuncaklarınızı alırım” der. Grubun yöneticisi kendisi olsa bile. Yani sorumluluğu kabul eder gibi yapar ama hiçbir şeyi gerçekten düzeltmez. Çatışmayı bastırır (bastırmaya çalışır), çözmez.

Cameron tam da burada durur ve asıl soruyu sorar. Bunun bilinçli bir deney olup olmadığını. Foreman makalesini yayımlattığında ne yapacağını görmek isteyip istemediğini. House bu ihtimali reddeder. Bunun bir plan değil, tembellik olduğunu söyler. Kendi ihmalinin, Cameron’un iyi niyetinin ve Foreman’ın fırsatçılığının bir araya geldiğini açıkça kabul eder.

Bu noktada benim durduğum yer yine Wilson’un yanıdır. Wilson der ki: “Grubun lideri olarak Cameron’un makaleyi yazdığını Foreman’a söylemeliydin. Söylemediysen, bu onayladığın anlamına gelir. Onların bundan sonra sana ve birbirlerine nasıl güvenmesini bekliyorsun”.

Seneler önce izlediklerinizden hatırlarsınız muhtemelen. Dizinin başından beri House, Cameron’a hayatı öğretmeye çalışır. Diğer iki erkeğe pek yapmaz. Onun dünyayı, insanları ve “doğru olanı” fazla saf bir yerden okuduğunu düşünür. Cameron’un bildiği hayatı sürekli eleştirir, onu bu hayata uygun bulmaz ve daha gözü açık, daha sert biri haline getirmeye çalışır. Bu sahnede de aslında yaptığı tam olarak budur. Oyunun kurallarının çok sert olduğu akademide, anasının gözü olanların yanında var olabilmek için gözü açık olması gerekir. Yoksa makalelerini bile çalarlar.

Peki bu durumda makale gerçekten çalınmış mıdır?

Bu vakayı ekip birlikte çözdüğüne göre, vaka teknik olarak başta grup lideri House olmak üzere herkesin. Dolayısıyla burada bireysel bir makale hırsızlığından çok, grup içi dinamiklerle ilgili bir sorun görüyorum.

Eğer bu çalışma benim araştırma grubumda yapılmış olsaydı, yazar sırası büyük olasılıkla Cameron, Foreman, Chase (belki), House şeklinde olurdu ve herkes neden böyle olduğunu hiç konuşmadan anlardı. Peki neden?

Daha önceki bir blog yazımda araştırma grubumun işleyiş rehberinden bahsetmiştim (bkz. https://www.zehrataskin.com/index.php/2020/05/28/iyi-bir-arastirma-icin/). Bu işleyişte yazarlık, kişilik çatışmaları ya da güç gösterileri üzerinden değil, açıkça tanımlanmış ortak yazarlık ilkeleri üzerinden belirleniyor. Yani bu ilkeler Cameron ile Foreman’ı karşı karşıya getirmek yerine, kimin neyi neden hak ettiğini en baştan söylüyor. Bu kurallar kabaca şunlar:

  • Birincisi, yazarlık ancak çalışmanın fikrine, verisine ya da analizine anlamlı bir katkı varsa mümkün. Sadece ekipte olmak, toplantılara girmek ya da hiyerarşik konum tek başına yazarlık için yeterli sayılmaz.
  • İkincisi, yazarlık metinle kurulan ilişkiyi gerektirir. Yani çalışmayı yazmak ya da en azından içeriğini entelektüel olarak şekillendiren eleştirel revizyonlara aktif biçimde katılmak gerekir.
  • Üçüncüsü, yayımlanacak son versiyon tüm yazarlar tarafından görülür ve onaylanır. Kimsenin haberi olmadan bir metnin gönderilmesi ya da yayımlanması kabul edilemez.
  • Dördüncüsü ise yazarlık, sadece isim hakkı değil, sorumluluk anlamına gelir. Yazar olan herkes, çalışmanın herhangi bir kısmıyla ilgili sorular karşısında hesap verebilir olmayı kabul eder.
  • Yazar sırası da bu katkıların ağırlığına göre belirlenir. İlk yazar, çalışmanın hem entelektüel hem de yazınsal yükünü en çok taşıyan kişidir. Son yazar ise çoğu zaman araştırma grubunun lideridir; ancak bu pozisyon otomatik bir hak değildir. Grup lideri de diğer herkes gibi yazarlık kriterlerini karşılamak zorundadır. Lider olmak, yazarlık sırasını belirleme yetkisi verir ama yazarlığı garanti etmez.

Bu çerçevede bakıldığında, Cameron ile Foreman arasındaki gerilim bir etik gri alandan çok, kuralların baştan net olmadığı bir ortamda ortaya çıkan yapısal bir sorun gibi hissettiriyor bana.

Gerçekten bambaşka bir alanda çalışan bir araştırma grubunda olsam ve sağlık bilimlerinde yazarlık ilkelerinin zaman zaman değişkenlik gösterebildiğini bilsem de, olay bizim grubumuzda yaşansaydı süreç muhtemelen şöyle işlerdi:

  • Bir ekip toplantısında Cameron bu vakayı yazmak istediğini söyler (yazmadan önce), bağlamını ve nedenlerini açıklar, konu tartışmaya açılırdı. Çünkü vaka ile ilgilenenler arasından başka yazmak isteyenler de olabilirdi.
  • Foreman bu tartışma esnasında etik ikilemlerden ziyade vakanın asıl gücünün teşhis boyutunda yattığını savunabilirdi.
  • House ise büyük ihtimalle “İki taslak hazırlayın, tartışalım” derdi. Belki iki ayrı yayın çıkar, belki daha anlamlı tek bir makalede birleştirilirdi.
  • Taslaklar hazırlanır, bu taslaklar üzerinden kolektif bir tartışma yürütülür, ardından makale ya da makaleler son hâlini alıp dergiye gönderilirdi. Böylece hem teşhis hem etik ikilemleri içeren bir çalışma yayımlanmış olurdu. Grubun huzuru da bozulmaz, huzurun geri gelmesi için birinin uçurumun kenarına gelmesi gerekmezdi.

Böylece kuralsızlık, öğretici olduğu varsayılan bir şiddete dönüşmez; grup dinamikleri daha en baştan dinamitlenmemiş olurdu.

Önceden belirlenmiş kuralların önemi

Herkesin hayatının bir döneminde, masada bilinçli olarak bekletilmiş talepleri, kasıtlı biçimde yanıtsız bırakılmış istekleri olmuştur. Bazen sebebi politiktir, bazen başka önceliklerin, başka ajandaların sonucudur. Ama gerekçesi ne olursa olsun, bu tür sessizlikler güveni zedeler. Tam da Wilson’un işaret ettiği yerden.

Evet, Foreman, Cameron’un yazdığını bildiği bir makaleyi yazmamalıydı. Ama asıl sorumluluk Foreman’da değil. Çünkü bu boşluğu yaratan, bu belirsizliği mümkün kılan kişi House. Makaleyi aylarca masasında bekleten, geri bildirim vermeyen, kimin neyi yazdığına dair açık bir çerçeve çizmeyen odur.

House bunu bir hayat dersi olarak sunar. İnsanların doğru olanı yapmasını beklemenin naiflik olduğunu söyler. Ancak bazen sorun insanların ne yaptığından ziyade onların neleri yapmasına izin verildiğidir. Ve bazen yanlış yapmak kadar, yanlışın gerçekleşmesine sessiz kalmak da sorumluluk doğurur. Sorumluluğu alanlardan olun :=)

* Diziye bayılıyorum. Blog yazılabilecek bir sürü konunun işlenmesine ayrı bayılıyorum. Siz klişe geyikte olduğu gibi zihninizi sildirip en baştan izleyemezsiniz ama ben pırıl pırıl bir zihinle sıfırdan izlemenin keyfini çıkarıyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir