"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kurumsal sessizlik ve sembolik şiddet: Akademide görünmezleştirme mekanizmaları nasıl çalışır?

Akademide başarıyı ölçmek için herkesin büyük bir aşkla sarıldığı nicel göstergeler var: Alınan fonların büyüklüğü, yürütülen projelerin havalı isimleri, stratejik uluslararası ortaklıklar ve tabii ki bitmek bilmeyen yayın listeleri. Kimsenin görmediği strateji belgelerinde bu başarılar listelenir. Proje bütçelerinin ilgili kalemleri göz parlatır. Bunları gören gözler de akademisyenlerin bu türden işleri almaları için zilyon teşvikle teşvik edildiğini sanır. Ama elbette kazın ayağı her zaman öyle değildir.

Bazen öyle anlar olur ki, elde edilen o büyük başarının kurumsal karşılığı tam bir sessizlik olur. Sorumluluklar dağıtılırken yüksek bir özgüvenle söylenen “sen buranın elemanısın, bunu yapmak zorundasın”lar, başarı elde edildiğinde “pardon siz kimsiniz”e döner. Daha önce elde edilmemiş düzeyde bir başarı için kapının dışındaki dünya partilerden parti beğenirken içeride ne bir tebrik, ne bir duyuru, ne de kamusal bir hafıza kaydı… Başarınız bazen kapalı kapılar ardında, nadiren fısıltıyla takdir edilse bile, örgüt düzeyinde görünmez bir duvara çarpar. Bu durumu iletişim kazası ya da yoğunluk diyerek geçiştirmek en masum yol ama herkes bilir ki ben genelde en acı verici/gerçekçi yolu seçer ve meseleyi örgütsel davranış üzerinden okurum. Çünkü biliyoruz ki örgütler, aslında söylemedikleriyle en net konumu alırlar ve neyin vitrine çıkacağı, neyin tozlu raflarda sessizliğe terk edileceği tamamen sembolik ve politik bir tercihtir. Sessizleştirme, yalnızlaştırma ve yok etmeye çalışma tercihi. Yok edemezler de çalışırlar tabi. Çalışmak her zaman olumlu bir fiile işaret etmez.

Semboller ve sembolik şiddet
Burada Bourdieu’nun o meşhur alan ve sembolik şiddet kavramlarını yine ve yeniden masaya yatırmanın tam sırası. Akademik alan aslında meşruiyetin nasıl dağıtılacağına dair sessiz bir mücadele zemini. Bu zeminde değer, kaba kuvvetten ziyade çok daha zarif yöntemlerle belirleniyor. Sembolik şiddet tam olarak burada devreye giriyor. Yüksek sesle bağırmıyor, yasak koymuyor, doğrudan engellemiyor. Bunun yerine çapı kadar görünürlük ayarlarıyla oynamaya çalışıyor. Bazı aktörlerini spot ışıklarının altına çekiyor, hatta sahip olduğu spot ışığını onun eline kendini aydınlatsın diye veriyor. Bazılarını ise sonsuz bir nezaketle karanlığa itiyor. Veya ittiğini sanıyor. Elbette ortadaki başarıyı yok edemiyor ama onu bağlamından koparıp bireysel bir çabaya indirgemeye çalışıyor. Yersen ne kadar da anasının gözü bir yöntem değil mi, namnamnam…

Bu mekanizma anlaşılmasın diye seçilen yöntem ise genelde makul gerekçeler: “Gündem çok yoğun”, “kaynaklar kısıtlı”, “politikamız henüz netleşmedi”, “ay hiç haberimiz olmadıığğ”… Her biri tek başına ikna edici (söyleyeni :=)). Ancak sonuçlar tekrarlandıkça bir desen beliriyor. İş ve sorumluluklar dağıtılırken grubun ana öznesi, görünürlük söz konusu olduğunda grubun yandan çarklısı sayılmak bu desenin en belirgin motifi. Bu düzenlilik, aslında alanın kendi iç sınırlarını ve hiyerarşisini nasıl koruduğunu da ele veriyor.

Sınır ihlali olarak başarı
İşin daha ilginç bir boyutu var: Kurumsal kanalların kapalı olduğu, defalarca denenmesine rağmen açılmadığı ve desteklerin bilinçli şekilde sınırlandırıldığı yerde geliştirilen kişisel çözümlere verilen tepkiler. İşin yürümesi için üretilen pratik yollar beklenenin aksine takdirle değil de mesafeli bir bakışla karşılanıyor. İnisiyatif almak, bir anda uyumsuzluk kategorisine girebiliyor. Sorunu çözen o hamle yöntemi nedeniyle tartışmalı hale getiriliyor. Gündelik hayatta rasyonel görünen o esneklik, sembolik düzende bir sınır ihlali sayılıyor. Çünkü alan için sadece başarıyı tanımlamak yetmiyor, o başarıya giden meşru yolları da kendisi tanımlamak istiyor. Buradan da Zehra neyi anlıyor, akademide bazen en riskli şeyin kimseye borçlanmadan ve icazet almadan başarılı olmak olduğunu.

Bütün bunlar bir araya geldiğinde de kurumsal sessizlik, düzen kurucu bir pratiğe dönüşüyor. Açık bir çatışmaya girmeden, sadece tanıyarak yükseltmeye, tanımayarak sınırlamaya çalışıyor. Böylece akademik özgüvenle kurumsal tedirginlik el ele yürüyor. Kendi kendini yok ediyor. Sessizlik, bazen söylenebilecek en açıklayıcı cümle haline geliyor. O yüzden yerimiz nicedir kurumsal sessizliğin konforuna sığınıp tüm yolları tıkayanların yanı değildir. Olmayacaktır.

Kıssadan hisse tarafıma iletilen mesaj alınmıştır. Hakkınızda hayırlısı. XOXO.

2 Yorum

  1. Levent Paralı
    Levent Paralı 12 Şubat 2026

    Yine yeniden çok yerinde tespitler…
    Özeti de bu cümlede “akademide bazen en riskli şeyin kimseye borçlanmadan ve icazet almadan başarılı olmak olduğu”
    Aklınıza sağlık.

    • Zehra Taşkın
      Zehra Taşkın 12 Şubat 2026

      Çok teşekkürler. Çok naziksiniz yine.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir