Blogu benim sesimden dinlemek isterseniz burada: https://youtu.be/n9QMwxf_Iq8
Bugünlerde dizi dünyasında müthiş bir puan rekabeti tartışılıyor (burada özeti var: https://winteriscoming.net/a-knight-of-the-seven-kingdoms-breaking-bad-fans-locked-review-bomb-war-imdb). Bir yanda Breaking Badciler, diğer yanda Game of Thronesçular. Geçen haftaya kadar dizi tarihinin en iyi bölümü Breaking Bad’da Hank abimize saygımızı katlayan ve gerçekten efsane bir bölüm olan Ozymandias idi. Ara sıra, yayınlanan popüler dizilerin beklenmedik anda gelen darbeleri (örneğin Succession S4, B3, Connor’s Wedding) o bölümlerin puanını tepeye taşısa da sular durulduğunda Ozymandias’ın yeri yıllardır sabitti. Ta ki geçen hafta bir fan savaşı başlayana kadar. Ve bu savaş, uzun süredir akademide gözlemlediğim bir gerçeği yeniden görünür hale getirdi: Sayılar gerçeği ölçmez. Sayılar onları kimin etkileyebildiğini gösterir.
Önce bu olaylar ne diye özetleyeyim.
IMDb puan savaşı
Geçen ay Game of Thrones evreninin yeni dizisi A Knight of the Seven Kingdoms başladı. House of the Dragon sonrası oluşan ağır atmosferin aksine daha sade, daha mizahi ve daha insani bir ton taşıyordu. Büyük prodüksiyon gösterilerinden çok karakterlerin iç dünyasına yaslanan bir anlatısı vardı. Beklentiler düşüktü. Alınan keyif yüksekti. İlk bölümler yayınlandıktan sonra izleyicilerden gelen puanlar hızla yükselmeye başladı. Özellikle GoT müziğinin yeniden duyulması ve hikâyenin nostaljik tonu izleyicilerde güçlü bir duygusal karşılık yarattı. Kısa süre içinde bölümler IMDb’nin en yüksek puanlı bölümleri arasına girdi.
Bu yükseliş ilk bakışta doğal görünüyordu. Ancak bu durum yalnızca dizinin kendi izleyicileriyle sınırlı kalmadı. Yıllardır zirvede yer alan Breaking Bad hayranları bu değişimi fark etti. Breaking Bad’in Ozymandias bölümü uzun süredir platformun en yüksek puanlı bölümüydü. Bu konum yalnızca sayısal bir üstünlük değildi. Zamana yayılmış bir tanınmanın, kolektif hafızanın ve ortak bir estetik uzlaşının sembolüydü. Ancak yeni dizinin bölümleri bu sembolik konumu tehdit etmeye başladığında puanlama sistemi bir anda estetik değerlendirmeden çıkarak bir mücadele alanına dönüştü.
Breaking Bad hayranları yeni bölümlere düşük puanlar vermeye başladı. GoT evreninin hayranları karşılık verdi. Kendi dizilerini yükseltmek ve karşı tarafın sembolik üstünlüğünü sarsmak için organize biçimde yüksek puanlar verdiler. Ortaya çıkan puan dağılımı bu müdahaleyi açıkça gösteriyordu. Olağan izleyici davranışında beklenen dengeli dağılımın yerini yoğun şekilde verilen 1 ve 10 puanlar aldı. Ölçüm aracı izleyici deneyimini yansıtan bir sistem olmaktan uzaklaştı. Topluluklar arası bir güç mücadelesinin aracına dönüştü. Çünkü bir ölçüm hedefe dönüştüğü anda davranışı yönlendirmeye başlar. Ölçmek için kullanılan sayı davranışın sonucu olmaktan çıkar, davranışın nedeni haline gelir.
Bu müdahalelerin ironik bir sonucu oldu. Zirveyi ele geçirmek veya korumak için yapılan her hamle sistemin bütünlüğünü zayıflattı. Puan yükseltme girişimleri meşruiyeti güçlendirmek yerine tartışmalı hale getirdi. Düşürme girişimleri güvenilirliği aşındırdı. Sıralama artık estetik değeri yansıtmıyordu (zaten yansıtmıyordu da daha görünür oldu). Yalnızca hangi topluluğun sayısal sistemi daha etkili biçimde etkileyebildiğini gösteriyordu.
Ve bu savaşın kazananı taraflardan biri olmadı. Kimsenin aktif olarak savunmadığı bir başka bölüm zirveye yerleşti. Six Feet Under’ın final bölümü: Everyone’s Waiting.
E, bu bizim akademi değil mi?
Bu tablo yıllardır akademik değerlendirme sistemlerini inceleyen benim için fazlasıyla tanıdık. IMDb’de yaşananlar, üniversite sıralamalarının nasıl şekillendiğini, dergi etki faktörlerinin nasıl yükseldiğini ve sayısal göstergelerin bilimsel dünyada nasıl stratejik araçlara dönüştüğünü gösteren küçük bir laboratuvar örneği gibi. Kural basit. Bir sayı karar vermek için kullanılmaya başlandığı anda insanlar o sayıyı optimize etmeye başlar. Ve optimize edilen bir sayı temsil ettiği gerçeği temsil edemez.
Üniversite sıralamalarına bakıldığında akademik kalitenin nesnel bir ölçümü sunulduğu iddia edilir. Ancak perde arkasında farklı bir süreç işler. Bazı üniversiteler yalnızca sıralama sisteminin kapsadığı dergilerde yayın yapan akademisyenleri işe alır. Bazıları atıf potansiyeli yüksek alanlara yatırım yapar. Bazıları sıralama kriterlerine dahil olmayan ama toplumsal etkisi yüksek çalışmaları sistematik olarak değersizleştirir. Ortaya çıkan liste akademik kalitenin bir haritası değildir. Sistemin kurallarına uyum sağlama kapasitesinin bir haritasıdır.
Dergi etki faktörlerinde de benzer dinamikler görülür. Editörler yüksek atıf getirme olasılığı olan makale türlerini teşvik edebilir. Dergiler kendi iç atıf ağlarını güçlendirebilir. Tüm bu süreçler teknik olarak kurallar dahilinde gerçekleşir. Ancak ortaya çıkan sayı bilimsel etkinin doğrudan bir ölçümü değildir. Stratejik davranışların kristalleşmiş halidir. Sayılar tarafsız değildir. Sayılar güç ilişkilerinin kristalleşmiş halidir.
Sayıların paradoksu
Sayılar karmaşık gerçeklikleri yönetilebilir hale getirir. Belirsizliği azaltır. Karar vermeyi kolaylaştırır. Ancak bu basitleştirme aynı zamanda bir kırılganlık yaratır. Bir sistemin neyi ölçtüğü anlaşıldığı anda aktörler o ölçümü optimize etmeye başlar. Davranış temsil edilen gerçeğe göre değil, ölçümün kendisine göre şekillenir. Ölçüm aracı pasif bir gözlemci olmaktan çıkar. Davranışı dönüştüren aktif bir operatöre dönüşür.
IMDb’deki fan savaşı bu nedenle yalnızca bir dizi tartışması değil. Sayısal değerlendirme sistemlerinin sosyolojik doğasını gösteren açık bir örnek. Yüksek bir sayı her zaman yüksek değeri temsil etmez. Bazen yalnızca o sayı etrafında verilen mücadelenin sonucunu temsil eder.
Koltuğun yeni sahibi: Six Feet Under, Everyone’s waiting
İşin en ironik tarafı şu oldu. Ozymandias ile GoT evreni arasındaki bu çekişme, kimsenin aktif olarak savaşmadığı başka bir bölümü zirveye taşıdı. Six Feet Under’ın o efsane finalini. Hani şu “bu anın fotoğrafını çekemezsin, çünkü o an çoktan geçti” duygusunu iliklerine kadar hissettiren, Breath Me çalmaya başladığında hâlâ kalbimizi sıkıştıran bölüm. Yani şu.

Six Feet Under hiçbir zaman en iyiyim iddiasıyla yürümedi. Ne fandom mobilizasyonlarıyla, ne büyük prodüksiyon şovlarıyla, ne de ödül kampanyalarıyla gündem oldu. Tek bir Emmy ile taçlandırılmadığı için hâlâ içimiz biraz kırık. Ama o dizinin kalitesi hiçbir zaman IMDb puanında ya da aldığı ödüllerde değildi. O kalite yaşıtlarımın hayatının belli dönemlerine eşlik etmiş olmasında, ölümle, kayıpla, aileyle, yetişkinlikle kurduğu o tuhaf ve dürüst ilişkideydi.
Ozymandias benim için de dizi tarihinin en iyi bölümlerinden biri. Buna hiçbir itirazım yok. Ama yaşanan bu örnek yıllardır üzerinde çalıştığım bir meselenin adeta laboratuvar simülasyonu gibi: Sayıyı manipüle eden kısa vadede kazanıyor. Sıralamayı değiştiriyor. Etki ediyor. Gürültü çıkarıyor. Gündemi belirliyor. Ama koltuğun asıl sahibi sessizce köşede bekliyor.
Çünkü bazı değerler mobilizasyona ihtiyaç duymuyor. Onların meşruiyeti kampanyalarla değil, zamanla kuruluyor. Ödül almamış olabilirler. Birinci sırada kalıcı olarak yer almamış olabilirler. Ama kolektif hafızada yer etmişlerdir. O hafıza, 1 ve 10 puanların savaşından çok daha güçlü. Everyone’s Waiting’in puanı 1 de olsa 10 da benim için dizi tarihinin zirvesidir.
Ve belki akademide de tam olarak bu ayrım var. Bir yanda sıralama için, etki faktörü için, kadro için, koltuk için oyunu optimize edenler var. Süreci hızlandıranlar, başkaları için yavaşlatanlar, kriteri daraltanlar, genişletenler. Sayının nasıl çalıştığını öğrenip onu kendi lehine ve başkası aleyhine bükmeye çalışanlar. Gücü kötüye kullananlar. Sistemin boşluklarını ustalıkla kullananlar.
Diğer yanda ise bu kaygılardan azade yalnızca yollarında yürüyenler var. Gerekirse bekleyenler. Kuralların anlık avantajlarına göre pozisyon almayanlar. Oyunu yazıldığı gibi oynamak yerine kendi yollarını açanlar.
Manipülasyon koltuğu geçici olarak ele geçirebilir. Ama koltuğun gerçek sahibini belirleyemez. Six Feet Under hiçbir zaman en iyi olmak için savaşmadı. Ama o bölüm hâlâ bizimle. Hâlâ içimizi sıkıştırıyor. Hâlâ hatırlanıyor. Yani demem o ki bazı koltuklar cebren ve hile ile kazanılmaz.
Everyone’s Waiting’in puanı yakın zamanda değişebilir. Ama bıraktığı iz değişmez. Çünkü sayılar sıralama yapar. Hafıza ise anlam yaratır. Hafızalarda yer edinenlerden olun.